9 Eylül 2012 Pazar

Hayaller...


Zamanımın bir kısmını hep hayal kurmaya ayıran bir insanım ben. Beynimde görüntü olarak canlanan o kadar çok şey varki... Binbir çeşit dünya dönüyor aklımda ama anlatmaya veya yazmaya gelince sıra bunları, bir türlü beceremiyorum. Pek dikkatli yazmadığımdan birsürü yazım hatası da yapıyorum. İstesem de öğrenemiyorum bir türlü yazım kurallarını. :)

Neyse asıl konumuza döneyim: Hayallerim. Dediğim gibi hep hayal kurarım. Kendimi gelecekte nasıl görüyorum? Yanımdaki insanlar nasıl olmalı? Şöyle bir hayat yaşıyor olsaydım ne durumda olurdum? Ve bunun gibi bir sürü soru...

Yaşamak istediğim hayat ile yaşadığım hayat arasında büyük farklar var. Benden değil ailemden kaynaklanan farklar. Rahat bir yaşamım yok. O yüzden hep özgür olduğum, kendi ayaklarımın üstünde durduğum bir hayatı hayal ederim. Tipik iş kadını figürü vardır ya filmlerde... Sabah yataktan en güzel ve doğal haliyle kalkıp, klasik fakat modern tarzda giyinip ayaklarına da en güzelinden bir topuklu geçirerek fazlasıyla havalı bir şekilde yolda yürümeye başlarlarlar. Yolunun üzerindeki dükkandan mis kokulu kahvesini alır ve çalıştığı yere gider. Herkes ona saygılıdır. İmrenilen bir kadındır işte. Pek arkadaşı yoktur ama kendi ayakları üzerindedir... Elimde değil ne zaman böyle bir kadın figürü görsem kendimi onların yerine koymaktan alamıyorum...

Hayalini kurduğum meslekler hep moda, müzik, dans, dergi vb şeyler. Yani ulaşmam imkansız olan meslekler.  Kendi istediklerimi yapamama konusunda çok dertliyim gerçekten. Çünkü ailem tarafından üzerime kurulan bir baskı var ve istediğim hayatın hayalini kurmakla dahi suçlu konumuna düşüyorum. Gerçekten psikolojik açıdan çok iğrenç bir durum. Kız olduğum için bana hak verilmiyor gibi bir şey. Bunun gibi özel sorunları açmak ne kadar doğru bilmiyorum ama gerçekten dışa vurma, birileriyle paylaşma ihtiyacı hissediyorum fazlasıyla. En azından iki çift teselli edici laf bile günü kurtarmaya yetiyor...

Bunun gibi sıkıntılı hissettiğim anlarda da hayal kuruyorum çoğunlukla. En sevdiğim manzara gece manzarasıdır. Şehrin ışıkları kendimi bildim bileli hep büyülemiştir beni. Zaten gündüz değil gece ayakta olmayı seven bir insanım. Bu yüzden hayallerimin çoğunu gece kurarım. Ve az önce dediğim gibi sıkıntılı olduğum anlarda hep gece manzarasıyla rahatlatırım kendimi.

Hayalini kurduğum şeylerden biri de erkeklik mevzusu. Kesinlikle bir erkek hayranıyım. Bu kadını düşürmek erkeği yüceltmek gibi anlaşılmasın. Sadece erkeklerin yapısına, doğasına nasıl desem güçlerine hayranım. Mesela özgüveni olan, erkeksi yönünü ortaya koyan erkekler çok büyük hayranlık uyandırıyor bende. Herkeste farklıdır bu durum tabiki ama ben erkeklerin koruyucu, kollayıcı, sahiplenici tavırlarını seviyorum. Zorbalık boyutunda değil tabiki. Ve ağlamaları. Kadınların ağlaması çok sıradan yani normal ama bir erkeğin ağlaması çok çok daha özel. Çok sık görülmeyen bir şey olduğu için ilgi çekici geliyor sanırım. :) Konu dışına çıktım biraz kusura bakmayın. ^^

Neyse, hayal kurmak güzel şey fakat bazen çok kaptırınca kendini üzücü de olabiliyor. Yine de vazgeçiyor muyum? Hayır... :)

Hayallerinizin gerçekleşmesi dileğiyle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder