28 Ekim 2012 Pazar

Sinirliyim

Yine durup dururken kendini üzen hallerime döndüm. Beni rahatsız eden birileri olmadığı sürece bu halimden bir şikayetim de yok. Ama illa ki oluyor bir burnunu sokan, kalmıyor tadım tuzum. Kimsenin sevmediği, acayip tahammülsüz, ondan bundan nem kapan, alıngan bir pislik oluyorum işte. Bu durum yapısal hale geldiği için değiştiremiyorum da. Ah bir şey diyen olmasa ne mutluyum ben bu halimle...

Şu an da olduğu gibi kendi kendime ''Ne bok olacaksın lan sen?!'' diyorum. Ne bir hayalim ne de bir şeyler olması için çabam var. Oturayım ben böyle ot gibi yaşayayım bütün gün. Tabi bilmeyene ot, bana cennet gibi. Var aslında yapmak istediklerim ama kabul görmüyor. Kabul görmüyor derken ne bileyim dikkate falan alınmıyor, boş görülüyor falan filan. Sonra vay efendim senin neden bir hayalin yok?! Herkes istiyor ki doktor olayım, mühendis olayım, mimar olayım cart curt. Sıçtığımın eğitim sistemiyle bok bile olunmuyor. Ha oluyorsun ama sorsanız kaçı mutlu? Ben özellikle sınav senesi hayatına küfür etmeyen adam tanımıyorum. Yeteneğe değil maddiyata göre her şey artık. Paran varsa hayatın var tabi. Yetenek okullarını bırakın sözel ve dil seçenlere bile salak gözüyle bakılıyor. ''Ehu ehe ne bok olcan ki ordan?'' deyip çok bilmişlik yapıyorlar. Sürü psikolojisi mi diyeyim, aileyi umutlandırmak mı diyeyim bilmiyorum ben de gittim bi şey olacağım zannedip sayısalı seçtim. Şimdi görüyorsunuz halimi.

Beni deliye döndüren ayrı bir konu da klişe haline gelen ''arkadaş zannettiklerimiz''. Sen 3 yıl yüz yüze bak, yalan söylesin sus, üste çıksın arkadaştır kötü olmayalım de şimdi gelsin o ne yapsın. Ben böyle hızlı bir değişim görmedim. Ağzım açık kaldı. Yine lafı ben yedim, yine ben arayı bulmaya çalıştım olmadı bıraktım. Sonra neden bir özür bile dilemiyorsun diye sorunca ''Çünkü senden korkuyorum.'' cevabını aldım. Canavar mıyım lan ben?! Adam mı yiyorum ben, dövüyor muyum küsünce, it kopukla mı takılıyorum? Neyimden korkuyorsun özür dilemek için? Bahane işte. Açık açık söylesen istemiyorum diye peşinde mi koşacağım senin? Biriniz de dürüst olsun, söylemekten korkmasın gerçekleri. Sevmiyorsa sevmiyorum bas git desin. Ama ben enayi ben mal ne yaparsa yapsın yüz verdim bugüne kadar çünkü.

Daha yazacaklarım var da ağzımı bozacağım iyice. Bırakıyorum burda o yüzden. Sinir oldum, içimi dökmek istedim, dinleyecek adam bulamadım böyle elaleme açıyorum işte dertlerimi.

Neyse aman siz huzurlu olursunuz umarım.

25 Ekim 2012 Perşembe

Hava Bile Üşüsün

Şarkı başladıktan sonra hemen okumayın ve şarkıyı dinleyin biraz. İlk olarak ne duygular hissettirdi anlayın. Sonra şarkının sesini kısın ve yazıyı okumaya başlayın. Aynı düşünceleri paylaştığım insanların bu şarkıyı çoktan bilip sevdiğine, bilmeyenlerin ise seveceğine inanıyorum.



---

Havaların iyice soğumasını istiyorum. Bol bol yağmur ve kar yağsın. Ne bileyim güneş çok çıkmasın işte. Kasvetli havalara bayılıyorum ben. O yoğun tabaka bana her yerde bir çatı altındaymışım gibi hissettiriyor. Her yer ev sanki. Her yer benim. 

Üşüyelim çokça. Hava bile üşüsün. Kat kat yorganlar, kapkalın montlar, şapkalar, atkılar, eldivenler olsun hep. Fazla insan eti gözükmesin özellikle. Gereksiz insan eti kısımları yani.

İnsanlar kendine çekilsin soğukta. Yakalar enselerde, omuzlar yukarıda. Kendimize sarılalım bir nevi. Hızlı adımlar evlere doğru. Soba olsun mesela. Üstünde yeni demlenmiş çay. Biraz kızarmış ekmek. Anne sohbeti yanında. 

Paçalar çorapların içinde, hırkanın kolları avuçlarda. Kulaklıktan gelen yavaş bir müzik ve omuzlarda eski bir battaniye. Kendi dünyamızın sınırları. Genellikle ''hoşgeldin'' olan ve ''güle güle'' nin bilinmediği bir dünya. Dert edinmeyi seviyoruz nasıl olsa. 

Saçlarımız dağınık, yüzlerimiz kederli. Çok gülüyoruz ya da. Mutsuzuz kalabalıktan. Bir iki insan yetiyor bize. Gürültüye yer yok hiç. En değerlilerimiz farklı. Emek var. İçtenlik, sevgi. Uzaktan geçimsiz gözüküyoruz belki. Oysa verecek çok sevgimiz var. Ama anlamıyorlar, bir iki insan yetiyor işte. Neyimiz varsa onlara.

Tek yastıkla uyuyamıyoruz. Gerçi geceleri uyumuyoruz biz. Gece, günün en değerli zamanı. En kendimize özel. Karanlık var çok. Ama şehir ışıklarıyla. Güzel şehir ışıkları. Seyrediyoruz bıkmadan. Yüksek katlar bize göre. Yerden uzak, göğe yakın. Yağmur değiyor elimize. Başka kimse dokunsun istemiyoruz. Saf yağmur, temiz damlalar.

Saatler geçtikten sonra güneşle birlikte uyku düşüyor gözlerimize. Kalabalık uyanırken, yalnızlar susuyor. Son düşünceler geçiyor aklımızdan. Kulaklığı unutuyoruz bazen. Bir kitap açık kalmış elimizde. Baş ucumuzda onlarcası bekliyor. İçinde yüzlerce arkadaş. Tonlarca duygu.

Havaların iyice soğumasını istiyorum. Üşüsün insanlar. Benden kaçsın ayaklar. Ayaklar üşüsün. Dokunmayın bana. Cebinizde olsun elleriniz. Titresinler soğuktan. Kendinize çekilin. Eğik dursun başlarınız. Gözleriniz de değmesin bana. 

Soğuk olsun işte. Hava bile üşüsün biraz.


23 Ekim 2012 Salı

Yağmur Adam

İçime sinmese de bugün bunu yazmak için uğraşmamın hatrına ekliyorum. Neler geçti aklımdan da kağıda dökebildiklerim bu kadar. 

Okurken eşlik etsin size efendim. Buyrun: 



---

Yağmur adam. Adı tek olsa da kendisi çok adam. Yalnız bugün. Hırçın biraz. Neye kızdın güzel adam? Ağlamışsın yine. Anladım üzgün adam. Beni değil kendini ıslatıyorsun çünkü. Koru kendini yağmurdan. Acılar yağıyor üzerine. Aç şemsiyeni kedere. Hüzünler gelmesin gözlerine. Uyu yorgun adam. Uyursan güzel olacak her şey...


Ah, yalnız adam... Unut bu dediklerimi. Sen acı çekersen güzelsin ki. Yağabildiğin kadar. Beyazlar değil, griler yakışıyor sana. Gülmek gitmiyor çehrene. Çatık kaşlarınla bak bana.


Üşümeyi seviyorum soğuk adam. Estiğin kadar benimsin. Esebildiğin kadar muhteşem. Öyle büyük es ki yıkılsın her yer. Çünkü sen, hiddetin kadar sensin.


Uzun bir yol gibisin. Sen, sonu belli olmayan adam. Git bulut adam. Üzülmeyecek kimse arkandan. Kaç yağmur adam. Yalnız olsa da kendisi çok adam...



Ben Mükemmel Bir İnsanım

Ben mükemmel bir insanım. Durun öyle hemen celallenmeyin. Bir dinleyin önce neden mükemmelim. Veriyorum cevabını: Mükemmellik derecesinde iyi yaptığım o kadar çok şey var ki...

Mükemmel bir dinleyiciyimdir mesela. Müziği mükemmel dinlerim özellikle. Sabah akşam, hiç bıkmadan... İnsanları dinlerim. Sevinç, hüzün, dert, tasa, coşku... Hiç farketmez, hepsinin yeri vardır kulaklarımda.

Mükemmel severim. Kendimden üstün tutarım her sevdiğimi. Tanımasam bile severim. Kendimi, evimi, kedimi, ailemi, pijamamı... Her şeyi severim. Herkese yetecek kadar sevgimiz var çünkü. 

Mükemmel yerim. İnsanları mutlu eden sayılı şeylerden biri. O güzel tatları almayı kim istemez ki? 

Mükemmel izlerim. Film, dizi, klip değil sadece. Etrafımı izlerim. Yağmuru çok izlerim mesela. Karı da severim. Kışı, soğuğu izlerim ben.

Mükemmel teşekkür ederim. Faydalı olan her şeye yakışıyor teşekkür. Yemekten sonra mükemmel ''Eline sağlık'' derim. 

Mükemmel bağlanırım. Bırakamam her şeyi kolay kolay. Bende anısı olan her şey, herkes gidemez öyle hayatımdan.

Mükemmel güvenirim. Seviyorsam eğer. Birinde bile kötü sonuç almışsam bırakamam ki güvenmeyi. İhtiyacım var güvenmeye.

Mükemmel ağlarım. Üzüntüden değildir çoğu. Ben bir şeyi çok güzel bulduğumda ağlarım. Değer veririm, inanamam.

Mükemmel şarkı söylerim. Sesim güzel değildir ama sadece güzel olanlar için mi şarkılar? Her yerde söylerim. İster bağırarak istersem mırıldanarak. Çok söylerim ama.

Mükemmel uyurum. Tek terslik gece uyumam ben. Gündüz uyuması gereken bir insanım. Yarasayım belki de.

Mükemmel okurum. Kitaplarda kaybolmayı çok severim. Bugün dedektif, yarın katil olurum. Sonraki gün doktor belki.

Mükemmel gezerim. Deniz kenarı değil ama. Binalar cezbeder beni. Işıkları severim. Geceleri ben mükemmel gezerim.

Mükemmel gülerim. İçimden gelir gülmek çünkü. Başkası gülmemi sevmese de ben gülmeye devam ederim.

Mükemmel yalnızımdır. Yalnızken çok eğlenirim. Mükemmeldir yalnızlık, yalnız kalmasını bilenlere.

Gördünüz değil mi? Hepimiz fazlasıyla mükemmeliz. :)

11 Ekim 2012 Perşembe

Bir Ergenin Eski Notları


Eski dosyalarıma bakayım neler varmış diyordum ki geçen sene yazdığım bu notlarla karşılaştım. Bir çocuğa feci kaptırmıştım kendimi. Çok hoşlanıyordum yani. Ama bir şey olmayacağını bilmem beni böyle dramatik bir ergen hale sokmuştu. Okuduktan sonra ''Bu ne lan?'' demeyin. Şimdiden uyarıyorum, aşırı ergenlik içerir. :P

* * *

''Sessiz bir yer istiyorum. Sessiz ve karanlık… Çıt çıkmasın. Sadece kendim olayım. Düşünmeden, yalnız, sadece ben. Öyle bir yer olsun ki, ne yaptığım umurumda olmasın. Kendimden bile ses çıkmasın. Sadece huzur olsun. Ama yok öyle bir yer değil mi? Ben kendi içimde bile yalnız değilim. İçim bile ağlıyor. Sen gülsen bile ben ağlıyorum. Bırak farkında olmayı, aklına bir kez bile gelmemiş bir suretim belki de. Şimdi suratına bakamazmışım gibi. Ama bakamazsam üzülürüm. Baksam da üzülürüm. İçinde sen olan her şey hüzün. Böyle olmasını istemesek bile sen demek yok demek. Olmayacak demek. Şimdi ben bile sen demek.

Çok fazla derinlere saklıyorum seni. Karşında durup, her hareketini ezberlemek isteyecek kadar. Çıkartmak istesem de, uzanamayacağım kadar derin. Mavi gibi. Baktıkça gözümü alıyor. Ama nedir bu ısrarla bakma isteği?

Ne çok insan tanıdım ne de çok şey yaşadım. Çok insan tanımak istemiyorum. Ama seni yaşamak istiyorum. Rüyaların, ben olabilmek... 

Çözülmeyen bir düğüm gibisin. Kendi için de düğüm belki. Neden bu kadar yorgun bakıyor gözlerin? Aynı dertten mi muzdaripiz? Çok mu yük var omuzlarında? Neden bu kadar bıkmış gözüküyorsun? İnsanlar mı yıldırdı seni? Benim de yıldığım gibi. Pes etmek mi olacak çözüm? Eğer bir tek bu yol varsa istemem ki pes etmek. Şimdi hayalin değil, sen ol artık önümde.

Dört tarafım da duvar olmuş. Ne tarafa gitsem önüm kapalı. Ne ben görebiliyorum seni ne de sen. Görünmezden de başka bir şeyim. Yok gibi… Tamamen kapana kısılmışım. Ve boğazımdaki yumru bir an olsun gitmiyor. Şimdi bile orada ve daha ne kadar canımı yakabileceğini düşünüyor. Yaksın da zaten. Çünkü canım yanıyorsa yine de varsın demektir. Bu kadar acınacak hale geldim işte. Küçücük anlar yakalamak için harcadığım bunca zaman, gösterdiğim bunca çaba bir hiç uğruna olmak zorunda mıydı? Çabam bir hiç uğruna olacak olsa bile gitmesen.. Ne zaman büyüdün cidden bu kadar içimde? Hep sordum bu soruyu kendime. İstediğin kadar büyü, suç hiç kaybolmanı istemeyen bende. O kadar uzaksın ki benden… Ben bir adım attıkça sen on adım gidiyorsun sanki. Yakalamak gittikçe zorlaşıyor. Kaçsan bile şimdi gitmesen. ''


4 Ekim 2012 Perşembe

Gözümdeki Erkek

Daha önce bahsetmiştim erkek hayranlığımdan. İçimden bunu uzun uzun anlatmak geldi. Ancak daha önce yine bahsettiğim gibi düşüncelerimi yazıya dökmekte zorluk çekiyorum. Yani bu hayranlığı tam anlamıyla açıklayamıyor, basit ifadelerden öteye geçemiyorum. Elimden geldiği kadar yazmaya çalışacağım. Tam olarak anlatamasam bile paylaşmak istiyorum ve seviyorum yazmayı.

En sevdiğim ve özlediğim dizi olan Secret Garden'ın That Man şarkısını hiç sıkılmadan dinlerim. Bu şarkının anlattığı adam ne güzel bir adam öyle! Anlamını bilmeyenler için öncelikle buyrun bu muhteşem şarkıyı Türkçe çevirisiyle dinleyin. :)



Biliyorsunuz ağızlara sakız olan bir laf var: ''Bütün erkekler aynı!'' Merak ediyorum ne düşünerek uydurdular bu lafı. Zaten çoğunlukla ergenliğin sularında gezenler kullanıyor. Ne yaşayıp bu cümleyi böyle kendilerinden emin bir şekilde kullanıyorlar anlamıyorum. Daha Temmuz ayında 17'yi doldurup 18'e ayak basmış bir genç kız olarak böyle yorumlar yapacak tecrübem yok. Ancak sürekli o ortamın içinde olduğum için biliyorum neler dönüyor. Sinir oluyorum açıkçası. Gerçek anlamda çoğunluğu salak meselelerle uğraşıp kendilerini düşürmekten başka şey yapmıyorlar. Genellikle de ilişki ilk ayını dolduramadan kız tarafı aşırı triplere giriyor. Kim haklıdır, ne yapmıştır bilmiyorum ama her sondan sonra ''Bütün erkekler aynı!'' cümlesi ağızlardaki yerini alıyor. İki tarafında ağızlarına çakasım geliyor çünkü insanları her şeyden soğutuyorlar. Şimdi ''Neden bahsediyorsun bundan?'' diyeceksiniz. Erkeklerle alakalı bu lafa değinmeden edemedim çünkü. Aklıma ilk geleni kusma çabasındayım.

Neyse efendim bu sitemden sonra gelelim erkeklik hayranlığıma. Çoğu kızda böyle midir bilmiyorum ama aklımın erdiği yaşlardan beri babama hayranım. Elbet herkes hata yapıyor, tatsız olaylar yaşıyor ama babamın iyi yönleri tüm saflığıyla ortada ve gerçekten öyle anlarda babama yapışacak kadar sarılasım geliyor. Babamın sert bir mizacı var ve konuşması da tartışma gibi. İş yoğunluğu ve stresi bu hale getirmiş onu sanırım ve dedem karakter açısından pek örnek alınacak bir adam değil. Babamın anlattığı bir olay her aklıma geldiğinde gözlerim doluyor. Özel olduğu için ne olduğunu anlatmayacağım. Demek istediğim o ailede büyüyünce ister istemez bir takım davranışlar gelişiyor. Bu yüzden kötü yanları elimden geldiğince görmüyor hep iyi yanlarını göz önünde tutuyorum babamın. Şimdiden fazla dağıttım konuyu hemen toparlayayım. ''Babam ilk hayran olduğum erkektir.'' demeye çalıştım bu paragrafta. :)

Gelelim erkek olarak erkeğe. Kız olmanın da çok iyi yanları olmasına rağmen hep erkek olmayı dilemişimdir. Bunun gerçek olamayacığını anladığım zaman böyle hayranlığa dönüştü bu istek. Zaman içinde vitrinlerde erkek kıyafetlerini süzen, abisinin tişörtlerini giyen, erkek şampuanı kullanan ve hikaye yazarken hep erkeğin ağzından anlatan bir kız haline geldim. Mutluyum bu halimden. İleride yanımda olacak erkeği de fazlasıyla mutlu edebileceğimi düşünüyorum. (Yanımda olacak erkekten bahsedeceğim.)

''Erkeklerin nesine bu kadar hayransın?'' sorusu oluştuysa kafanızda anlatılacak bir his değil pek. Hele benim gibi yazma konusunda kısıtlı olunca yaşamadan anlamak zorlaşıyor. Kendi kendime bu soruyu sordum ve kafamda beliren cevap ''Erkek olmaları!'' oldu. Yanlış anlamayın cinsel anlamda değil erkekliğin kendisinden bahsediyorum. Beni büyüleyen, özel bulduğum o kadar çok yönü var ki! Şöyle açıklamaya çalışayım:

Benim gibi hayranlık derecesinde olsun ya da olmasın herkesi kendine hayran bıraktıran mevzu: Özgüven. Kendinden emin duran bir erkek ne güzel erkektir öyle! ''Romantik'' yanından ziyade bu kendinden emin yönü on kere, yüz kere, bin kere öpüp başıma koyarım. Neden mi romantiği tırnak içine aldım? Pek hoşlanmıyorum. Bahsedeceğim bundan da.

Bir diğer mevzu: Giyim tarzı. Herkesin kendine yakıştırdığı tarz, zevkleri falan filan farklı tabiki. Beni cezbeden  kısım ise klasik giyim! Sadece takım elbise değil, yakası olan çoğu şeye indirgedim bu zevkimi. Gömlek kere gömlek olsun a dostlar! Kot değil keten olsun pantolonlar! Kemersiz çıkmasın dışarı! Üstünde ceketler, kazaklar, yelekler... Ve daha da güzelleştiren saatler! :) Bunları giymeyeni sevmem demiyorum ama erkeğe yakıştırdığım tarz daha çok böyle şeyler. Bundandır ki yaşı benden büyük olanlar daha çekici geliyor bana. Abidik gubidikliği üstünden atmış, erkek gibi giyinmeye başlamış erkekler. :)

Kimsenin ağlamasını istemem ama erkeklerin ağlaması ayrı bir güzel. Bu konudaki hislerim en açıklanamaz olanlardan. Alışık olduğumuz bol burun çekmeli, kaymış ağızlı ağlamalar bile güzel. Fazla özel geliyor bana çünkü. Belki de yıllardır kafalarda oluşmuş ve düşünülmeye zorlanmış ''erkekler ağlamaz'' fikrinden ötürü özel buluyorum. Bir bakıma da gözümde gücün simgesi olan erkeklerin böyle iç dünyasını görmek ilginç geliyor bana.

''Sakal erkeğin makyajdır.'' En sevdiğim genelleşmiş sözdür kendisi. :P Korelilerde alışık olduğumuz tüysüz suratlarda bir tel sakal görsem bile mutlu oluyorum. (Örneğin GD'nin havaalanı halleri.) Bıyığa bu kadar sıcak bakmıyorum ama G.O'ya çok yakışıyor mesela. Neyse konumuz kişiler değil sakalın kendisi. Erkekliğe çok yakışan şeylerden biri bence. ''Ay aşkoooom sakallarını kessene yha!'' diyenlerdenseniz benle bu konuyu konuşmayın. :P

Şimdi ''ileride yanımda olacak'' erkeğin karakter özelliklerine bir giriş yapmak istiyorum. Anlatacağım öyle olsun böyle olsun diye ama bütün özellikleri taşıyan birini bulabilir miyim bilmiyorum. :D

Ben öyle vıcık vıcık, aşkımlı canımlı ilişkileri sevmiyorum. Basitlikten başka bir şey değil ve iğrenç bence. Yanımdaki kişi böyle olmasın lütfen. Yerine göre şebeklik yapar, yerine göre ciddi olmayı biliriz ama lütfen cıvık olmasın!

Sorun olur mu bilmiyorum ama ben sevdiğim insanı üstün tutarım ve ait olmayı isterim. Yani sahiplenilmek hoşuma gider. Bu da ayrı bir konu işte. Bir tartışma veya anlaşmazlık olursa alttan alan taraf ben olacakmışım gibime geliyor. Zaman gösterecek.. :P

Romantiklik konusu... Çiçekmiş, kalpli yastıkmış, resim bastırılan bardakmış... Benden uzak durun! Böyle saçmalıklara kafa yoracağına kitap hediye et bana mesela. Okuyup beğendiysen sevdiğin şeyi paylaşmaktan daha güzeli var mı? Beraber top oynayalım. Beceremeyip ben düşeyim sonra beraber gülelim. Birbirimize ''sevgili'' gibi değil beraber olmaktan mutluluk duyan insanlar gibi davranalım. Para harcamaktan çok emek verelim. Mumlu masalarda yemek yemeyelim mesela. Sen bana menemen yap. ''Ay aşkoom ben soğan yemiyeeooom!'' diyenleri kınayıp bol soğanlı dürümler yiyelim. Geğiricem stresine girip gazlı içecekleri içmeyenler var. 2,5 litreyi kafana dikip istediğin kadar gürültü yapabil yanımda. Çok çok delilikler yapalım. Eğlenmesini bilelim. Yeri gelsin ağır başlı olalım. Ciddi meselelere kafa yoralım. Her gün yeni şeyler öğrenip birbirimize de öğretelim. Bu dediklerimin biri bile o pembe bulutlu şeylere bin basar. Diğerleri çene yorsun dursun. Biz yaşayabildiğimize bakalım. :)

Şak diye bitiriyorum yazıyı ama sonuç bölümünü oldum olası beceremem zaten. Hayranlık, istekler, hayaller falan filan böyle işte. Umarım açık bir şekilde anlatabilmişimdir. :)

İstediğiniz kişiyi bulmanız umuduyla.. :)