20 Kasım 2012 Salı

Yolculuk



Canım yolculuk yapmak istiyor. Tam gece vakti. Yolda ışıklar olacak. Elimde önceden okunmuş bir kitap. Önce başımı arkaya yaslayıp bol bol seyredeceğim ışıkları. Birer birer seveceğim onları. Huzur verecekler bana. Işık yüzüme vurdukça camdan yansımamı göreceğim. Gülüyor olacağım muhtemelen.

Girersek ıssız bir yola, kitabıma döneceğim. Selamlayacağım eski dostları. Anılarımı tazeleyeceğim. Ne olacağını bilmeme rağmen yine kaybolacağım hikayede. Aynı heyecan, aynı merak hep olacak içimde.

Başımı kaldırdığımda birkaç damla göreceğim camda. Gülümseyeceğim yine. Damlalar çoğalacak. Bu sefer ışık vurduğunda göremeyeceğim yüzümü. Olsun, yağmuru izleyeceğim. Gece, ışık ve yağmur! Kaybedeceğim kendimi.

Yanımdaki teyze çoktan uyumuş. ''Bayan yanı'' yerimde ''Cam kenarında olduğum için şanslıyım.'' diyeceğim. Başını tutamayacak teyze. Bir o yana, bir bu yana, uyku ile dünya arasında...

Yağmur devam edecek. Bu sefer kulaklıklarım eşlik edecek bana. Kulağımda enfes bir müzik, önümde muhteşem manzara. Sık sık seyahat etmek fikri dolduracak aklımı. Nereye olduğu önemli değil. Böyle mutlu anlar yaşamak isteyecek hep canım.

Yolum daha uzun. Sabahın ilk ışıkları düşmeye başlayacak ve solacak gülümsemem yavaşça. Yolda mola vereceğiz. Ben bir simitçi bulacağım. Şanslıysam bir bardak çay. İki simit alıp arabaya döneceğim. Teyze uyanmış. Birini ona verip birini kendim yiyeceğim. O da benimle çantasındakileri paylaşacak. Adımızı bilmeden arkadaşça anlar yaşayacağız.

Güneş iyice tepeye varacak. En sevmediğim saatler. Neyseki yol bitecek. Bavulum yok. Kalmak için yapılmayacak bu yolculuklar. Biraz vakit geçirip geceden birkaç saat önce yine dönüş otobüsüne bineceğim. Hava kararana kadar uyuyacağım. Sık sık yapacağım bunu.

Tam şu anda yolculuk yapmak istiyorum. Hiç bilmediğim bir yere. Gideceğim yer değil önemli olan. Yapacağım yolculuk beni heyecanlandıran. Uyanacağım ve başımı arkaya yaslayıp ışıkları seveceğim birer birer...

12 Kasım 2012 Pazartesi

Hayat Acı En Çok



Hayat bir hükümdar, biz aciz köleleri. Ne yapsak olmayacak. Ölmek pes etmek, yaşamak zulüm. Ortası yok, pes edemiyoruz. Nereye gitsek ayağımızda kopmayacak bir zincir. Kalsak olmuyor, gitmek yasak.

Hayat bir savaş, biz zavallı halk. Yaralarımız var. Çok ve büyük. Acılar var yutulan. Bağırsak olmuyor, susmak gerek bize. Dönüpte kimse bakmıyor halimize.

Hayat bir yalan, biz iki kelime. Ağızdan ağıza geziyoruz. Suçumuz büyük, evet. Oynuyor insanlarla. Dürüst olsak olmuyor, yalan tek yol bizde.

Hayat bir kapı, biz kilitli içeride. Anahtarı yok. Olmamış hiç zaten. Bilmiyoruz arkasında ne var. Beklesek olmuyor, çalsak yok açan.

Hayat bir hastalık, biz ilaç bulamayan yer. Ateşimiz var. Üşüyoruz hep. Titrerken ellerimiz, beklemek bir umut diye. Uyusak olmuyor, göz açsak ne çare?

Hayat bir saat, biz onu kovalayan saniye. Hızlı gibiyiz en başta. O büyük bizden. Kaçsak olmuyor, dursak bitecek belki de.

Hayat bir gece, biz karanlıktaki yüz. Görünmeyiz asla. Bazen küçük pırıltılar gözümüzde. Üstümüze çökünce sis, kayboluyoruz iyice. Yansak olmuyor, sönsek acı derinde.

Hayat bir yokuş, biz kumlu yol. Tutunamıyor kimse. Ulaşan en uca, kahraman belki de. Gitsek olmuyor, kalsak çaresizce...

Hayat acı en çok, biz çeken her şeyi. 
Bitmeyecek hayat, tüketene kadar bizi.

7 Kasım 2012 Çarşamba

Onu Yaşayabilmeyi İsterdim

Sizi ilk olarak bu yazıyı yazmama sebep olan yazıya yönlendireyim: Tık

Konuya nasıl giriş yapmalıyım bilmiyorum açıkçası. Geçen sene kendi kendime, bana göre çok özel bir platonik aşk yaşadım. Ben 11, o son sınıftı. Yaz tatili başladı, aramızdaki bağ koptu ve ben unutmak zorunda kaldım. Unutmuştum da yani aklıma gelmiyordu.

Ne olduysa şu hafta oldu. Son bir aydır gördüğüm birkaç kişiyi ona benzetmeye başlamıştım hep. Bu hafta da hep onu hatırlatacak şeyler çıktı karşıma. Güzel hatırlayabilmeyi ya da kötü olsa bile en azından bir şey yaşayabilmiş olmayı dilerdim.

Hiç ummadığım bir anda başladı. Aslında ilk görmemden önce varlığından haberim bile yoktu. Sonra sonra gözüme takılmaya başladı, büyüdü gitti işte. Bilmiyorum, lise aşkı, basit duygular olarak tanımlayabilirsiniz belki ama benim için bu derece hoşlantı duymak ve ilk olması özel. Nasıl anlatabileceğimi de bilmiyorum. Defalarca söylediğim gibi hisleri dile dökmede becerim yok. Yaşayarak gösteren bir insanım ama yaşayamadım işte.

Bu duyguları hissettiğim zamanlar nasıl bir döneme denk geldik bilmiyorum ama yakın arkadaşlarım da birilerine hisler besliyordu. Haliyle benim içimi dökmem mümkün olmadı. Belki rahatça anlatamadım, yüküm hafiflemedi diye şimdi aklıma geldikçe bu kadar üzülüyorum. Bu durum da benim için ayrı bir dert konusu. Çünkü ben onları rahatlatmaya çalışırken beni kimsenin düşünmemesi ayrı bir sorundu.

Konumuza dönelim, neyse. Gözlemlemeye başladığımda nasıl desem tam bana göreydi! Sessiz, sakin, kendi halinde ve gizemli olan kişiler ilgimi çekmiştir hep zaten. Takıldığı belli başlı arkadaş grubu vardı ve sınıfının dışında gördüğüm kadarıyla pek taşkın biri değildi. Hatta hiç değildi de diyebilirim çünkü tebessüm dışında güldüğünü (dişleri gözükerek) sadece bir kere gördüm. Herkes gülsün isterim tabi ama içimde garip bir istek olarak onun gülmesini değil ciddi durmasını istiyordum. Bana göre fazla asil gözüküyordu çünkü. Hep üzgün bakıyordu. Gidip ''Sorun yok.'' deyip kafasını sevesim geliyordu.

 Normalde çok hareketli biriyim. Yani gülmeyi, eğlenmeyi, saçmalamayı çok severim. (Gözümdeki Erkek yazımda böyle bir insan istediğimi de söylemiştim.) Ancak onunla olabilseydim eğer böyle şeyler yapmazmışım da hüzünlü hüzünlü otururmuşuz gibime geliyor. Hoşuma giderdi açıkçası.

Bazı hareketleri o kadar çok hoşuma gidiyordu ki, o an koşup sarılasım geliyordu. Küçük hareketler. Bir şey yapmadan otururken çenesini kaşıması mesela. Yemek yedikten sonra mutlaka ağzını silerdi ve genellikle arkadaşlarından önce doyardı. Onları beklerken ellerini çenesinin altında kavuşturur beklerdi. Ben de izlerdim ama görmezdi tabi. Bir gün okulda tatbikat tarzı bir şey olmuştu. Herkes aşağı indiğinde gözüm onu aradı haliyle. O montuyla, arkadaşı da montsuz inmişti. Soğuktu hava ve montunu çıkarıp arkadaşına verdi. Böyle gördüğüm küçük hareketler işte. Uzaktan izleyerek daha fazlasına şahit olamadım malesef.

Diyeceksiniz ''Neden gidip söylemedin?'' Söyleyemedim ya da belli edecek pek bir şey yapamadım çünkü hem bu konularda özgüveni olan bir insan değilim hem de son senesi olduğu için çok çekindim. Böyle konularda ilgi gören biri olmadım zaten hiçbir zaman. Yapabildiğim tek şey dik dik bakmaktan başka bir şey olamadı. Anladı mı anlamadı mı tam bir yorum yapamıyorum ama anladığını düşünüyorum. Anladığını düşünerek küçücük bir şey bile olamaması fazla üzüyor. Onu yakından tanımayı çok isterdim. Aslında istediğim böyle aşk yaşayalım, canım cicim olalım değil, birlikte olup bundan mutluluk duyalım. ''Sevgili'' kelimesinin yapıştırılmasını sevmiyorum. O yüzden bir ad koymadan sadece beraber vakit geçirebilmeyi, her konudan konuşabilmeyi isterdim onunla.

Ne hisettiğimi açıklayamıyorum işte. Kafamda dönüyor ama iki kelimeyi bir araya getirip anlatamıyorum. Bilmiyorum da. Şu an hala hoşlanmak değil de değişik bir özlem duygusu var içimde. Neyi özlediğimi kestiremiyorum ama onunla ilgili şeyleri özlüyorum sanırım. Dediğim gibi ilk ve benim için özeldi sonuçta. Gereksiz yere kendimi yıprattığım da çok oldu, gereksiz yere mutlu olduğum da. Şimdi gelip geçmiş bir şey olsa da aklıma geliyor. Böyle sevildiğini bilmesini çok isterdim açıkçası. Onu yaşayabilmeyi isterdim.

İçimde dert olacağına, yazayım kurtulayım dedim. İşe yarar, yaramaz bilmiyorum ama yine fazla dert yapmaktan korkuyorum. Okudunuz, teşekkür ederim. :)

2 Kasım 2012 Cuma

Üzgün Olmak Gerekiyormuş



Çoğu şey için, üzgün olmak gerekiyormuş. Değer bilmek, anlamak, yaşamak... Hatta gülebilmek için bile önce üzgün olmak gerekiyormuş. 

Mutlu olunca birkaç parıltı engelliyormuş bizi. Güldüğümüzde unutuyormuşuz her şeyi.

Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamak için gerekiyormuş. Bilmiyormuşuz biraz.

Aslında gerçekler üzüyormuş bizi. 

Yalnız olamamak en çok belki de. Genellikle gereksiz kişiler varmış etrafımızda.

Hissetmek gerekiyormuş. İlk önce hissetmek.

Düşünüyormuşuz. Bolca hem de. Neyi, kimi, neden değil, hüznü düşünüyormuşuz.

Beklemek, beklemek. Kendimizi bekliyormuşuz. Bizi sadece biz anlıyormuş.

Ağlıyormuşuz. Göğe doğru, gök bize. Sözlerimiz döküyormuş yaşları.

İki el açılıyormuş. Yazıkmış bize. Sıkıştığımızda geliyormuş sadece aklımıza.

Avutuyormuşuz. Kendimizi en çok. 

Sevmek gerekiyormuş. Dostça sevmek. Bırakıp gitsinler diye.

İnanıyormuşuz. İnanmasak bile.

Gözlerimizi kapatmak. İçimizin anahtarı. Hep geçiyormuş aklımızdan. Ne istiyormuşuz.

Renkleri görüyormuşuz. Duyguları anlatıyormuş.

Mutlu oluyormuşuz. Öyle zannediyormuşuz ya da. Parlamıyormuş aslında.

Üzgün olmak gerekiyormuş. Her şey için biraz.

Herkes için.