4 Aralık 2012 Salı

İlk

Her şey bir ilk cümle. İlk kelime, ilk harf, ilk an... Her şeyi başlatan bir ilk cümle. Anında yıkabilen ve anında sizi göklere çıkaran.

İlk cümle değişiyor insana göre. Cümle zahmetine bile girilmeyebiliyor. Değerli kelimeler sarfedilmiyor. Niye söylensin ki zaten.

Bazen ilk kelime yetiyor. Anlatıyor ya da anlatmıyor. Bu değil önemli olan. Kelime bile olamıyor çoğu zaman.

'O' diyor. İlk harf, son harf, her harf. Başka şey düşünemiyor. Kelime, cümle gözünde bir şey ifade etmiyor. 'O' diyor sadece.

İlk cümleden başlıyor. Tepkiler ölçülüyor. İmalı, sakin, doğru veya yalan. İlk cümleden kestirilemiyor da.

İlk kim diyor? Nefret mi sevgi mi? Çıkışına bağlı. İlk kim neyi önemsiyor? Kim olduğuna bağlı.

İlk an. Çoğu zaman gerisini getiriyor. Düşmanımız mı dostumuz mu? Bu hiç bilinmiyor. Ama ilk an, diğer bütün anlara bizi taşıyor.

İlk, her şeyde. İlk olmadan ikinci, beşinci, dokuz yüz altıncı, bin sekseninci olamıyor. Bir ilk, hep bir son da getiriyor. Bir son, bir ilkin başı bazen.

'İlk defa' lı bir cümle kurmak. Üzgün bir 'ilk defa' mutlu bir 'son defa' ya eş değer. Mutlu bir 'ilk defa' nın da 'son defa'sı olmamalı işte. 'Hep defa' da olabiliyor kimi zaman. İyi, kötü bilinmez.

İlk kişi var. Son kişi, sen kişi, ben kişi, hep kişi... Biz kişiler veya hiç kişiler. Olamamışlar, olacaklar, bitmişler ve bitecekler. Kim kişiler, yani kendini bilememişler.

'Her şey bir ilk cümle.' diye başlayıp 'Her şey bir son cümle.' diye bitirmek. Son kelime, son harf, son an...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder