18 Aralık 2012 Salı

Ensesindeki Nefes



Dinleyerek okuyun.

---

İki çift çıplak ayak. Birbirine değen ayak bilekleri. Hava aydınlık. Bembeyaz bir perde inmiş sanki odaya. Sırtında bir sıcaklık. Belinde kilitlenmiş eller. Gözleri kapalı. Sadece kaybolup gitmek istiyor bu anda. Nefesleri sakin. Tatlı bir sıcaklık ensesinde. Gözlerini açmaya korkuyor. Ya bozulursa büyüsü?

Omzunda bir karıncalanma hissediyor.Hafif bir dokunuş. Etin ete değdiği an. İki dudak parçası kapanıyor boyun çukurunda. Ensesindeki nefes mutlu. Belindeki eller daha da sıkılaşıyor. ''Bir'' olmak istiyorlar sanki. İki ayrı dudak kıvrımında bir yükseliş. Ensesindeki nefes heyecanlı. Çenesi tam oturuyor boynuna. Yapboz parçası gibi. Hafif bir gıdıklanma hissediyor. Minik bir gülücük çıkıveriyor ağzından. Belindeki elleri kavrıyor. Öyle sıcacıklar ki...

Ensesindeki nefes saçlarına çıkıyor. Saç kokusu. Sevdiğin kişinin o muhteşem kokusu. Kafasını yana çeviriyor. Çenesinde bir kelebek. Kanat çırpışlarını kalbinde hissediyor. Uçtuğunda kelebek, yanağında bir başkası. Öyle içten ki, aklına bile sığdıramıyor. Ensesindeki nefes, bir tutam tutku oluveriyor. Şakağında açan bir çiçek. Hep orada kalsa keşke. Mutluluktan şakakları sızlıyor. Bu nasıl bir his böyle?

Ensesindeki nefes yüzüne vuruyor artık. Tam iki çift parıltı. Dört tane yıldız yerleşmiş gözlerine. Biri olmazsa, diğerleri hiç yok. Kirpikleri değiyor birbirine. Yumuşak. Kıkırdamaya başlıyor birden. Zamanın mutlu bir esiri sadece. İliklerine kadar mutlu o anda. Ensesindeki nefesi içine çekiyor. Gözleri yaşla doluyor birden. Fazla geliyor duygular. Nasıl böyle muhteşem ki?

Hava ciddileşiyor. Birkaç tutam alev var odada. Ensesine, boynuna, çenesine, yanağına ve şakağına serpiştirilmiş ateş parçacıkları. Dayanamayıp gözlerini yumuyor yeniden. Tenler buluşuyor. İki parça et kavrayıveriyor hislerini. Dudakları aynı anda bir sürü hissi yaşıyor. Tüm vücudu titriyor. Ensesindeki nefes kesiliyor. O nefes içinde artık. Boğazından bir yudum kıvılcım geçiyor. O şirin kelebek tekrar konuyor çenesine. Ensesindeki nefes gülümsüyor. Bakışları tonlara söz söylüyor. Sese ihtiyaçları yok.

İki beden uzanıyor yerde. Yastık bir kişi için bile küçük. İki nefesi sığdırıyorlar o yere. Ensesindeki nefes hayaller kuruyor. Küçücük bir ana yüzlerce şey sığdıracak hayaller. Sevmek, sevmek ve sevmek istiyor. Ancak kaşları endişeyle kıvrılıyor. ''Neden mutlu gözükmüyorsun?'' diyor yüzü. Cevap veremiyor ensesindeki nefese. Gözlerini kapatıp, kelebeğin tekrar gelmesini bekliyor. Pes ediyor en sonunda. Açtığında gözlerini, aynı soruyu tekrarlayan bir yüz karşısında. ''Ben bunları hak etmiyorum.'' diyebiliyor sadece. Kırık bir fısıltı halinde çıkıyor sesi. Gözlerine parıltılar doluşuyor. Düşmesine izin vermeden yakalıyor onu ensesindeki nefes. Gülüyor yine. Onu ciddiye almıyor bile. 

Nefes, kelebek oluveriyor. Koluna, alnına, burnuna konuyor bu sefer. Endişeleri kalkıyor. Bu defa nefes o olmak istiyor. Ensesindeki nefesin boynuna gömüyor yüzünü. Güven duygusu başını döndürüyor. Burası ev gibi. Ensesindeki nefes huzurlu. Onunla her şeye hazır şu anda. Yumuyor gözlerini. Boynunda ılık bir rüzgar. Uyumak istiyor öyle. Rüya görmek. Bu dakikaları tekrar tekrar yaşamak. Çıldıracak gibi hissediyor. Alt dudağını ısırıp gülümsüyor bir kez daha. Boynundaki ılık rüzgar yavaşlamış. Ensesindeki nefes uyuyacak şimdi...

---

Bunlar yaşadığım duygular değil. Sadece kafamda birden canlanıverdi bu yazdıklarım. Paylaşmak istedim. :)


6 Aralık 2012 Perşembe

Ben Yalnız Değilim



Ben yalnız değilim ki.

Muhteşem insanlar görebildiğim, harika hikayeler, yazılar okuyabildiğim, geceyi izleyebildiğim gözlerim var. İhtiyacım olduğunda dökebildiğim göz yaşlarına sahibim. Kirpiklerim var beni hiç bırakmayan.

Güzel olan her şeyi duyan kulaklarım var. Harika müzikler, harika sözler, yağmur sesi... Hepsi benim için var. Duyabildiğim her şey!

Çeşit çeşit lezzetleri tadabildiğim bir ağzım var. Beğenin veya beğenmeyin, söylediğimde mutlu olduğum şarkılar. Söylenecek güzel sözler...

Ellerim, ayaklarım ve tam yirmi tane parmağım var. Sarılarak sevdiğim insanlar, güzel yerlere attığım adımlar, dokunabildiğim güzel şeyler var. 

Sevgi dolu bir evim var. Eve her adımımı attığımda beni 'hoşgeldin' diyerek karşılayan annem ve eve her adımını attığında 'hoşgeldin' diyerek karşıladığım babam.

Yumuşak pijamalarım, kat kat yorganlarım, gömüldüğüm yastıklarım. Paçalarımı içine soktuğum çoraplarım. Yerden biraz yüksek, oturunca ayaklarımın yere değmediği bir yatağım var.

Sayısız arkadaşım var. Sayfalarca, kitaplarca, dolaplarca arkadaş. Tek tek sevdiğim, tek tek bildiğim, hayatlarını paylaştığım arkadaşlar.

Uyurken elimin hep çarptığı bir duvar var. Her sabah camın önüne gelen kuşlar. Beni sık sık tırmalayan dünya tatlısı bir kedim. Kahve içtiğim sarı bardağım ve en sevdiğim çay kaşığım var.

Ben kendime sahibim. Beni dinleyen, beni düşünen, beni anlayan, bana destek çıkan bir ben var. Sizin yapamadığınızı yapıp beni seven bir ben. Başımı okşayan, bana sarılan kendim.

Ben hiç yalnız değilim ki. 
Sahip olduğum daha çok şey var...



4 Aralık 2012 Salı

İlk

Her şey bir ilk cümle. İlk kelime, ilk harf, ilk an... Her şeyi başlatan bir ilk cümle. Anında yıkabilen ve anında sizi göklere çıkaran.

İlk cümle değişiyor insana göre. Cümle zahmetine bile girilmeyebiliyor. Değerli kelimeler sarfedilmiyor. Niye söylensin ki zaten.

Bazen ilk kelime yetiyor. Anlatıyor ya da anlatmıyor. Bu değil önemli olan. Kelime bile olamıyor çoğu zaman.

'O' diyor. İlk harf, son harf, her harf. Başka şey düşünemiyor. Kelime, cümle gözünde bir şey ifade etmiyor. 'O' diyor sadece.

İlk cümleden başlıyor. Tepkiler ölçülüyor. İmalı, sakin, doğru veya yalan. İlk cümleden kestirilemiyor da.

İlk kim diyor? Nefret mi sevgi mi? Çıkışına bağlı. İlk kim neyi önemsiyor? Kim olduğuna bağlı.

İlk an. Çoğu zaman gerisini getiriyor. Düşmanımız mı dostumuz mu? Bu hiç bilinmiyor. Ama ilk an, diğer bütün anlara bizi taşıyor.

İlk, her şeyde. İlk olmadan ikinci, beşinci, dokuz yüz altıncı, bin sekseninci olamıyor. Bir ilk, hep bir son da getiriyor. Bir son, bir ilkin başı bazen.

'İlk defa' lı bir cümle kurmak. Üzgün bir 'ilk defa' mutlu bir 'son defa' ya eş değer. Mutlu bir 'ilk defa' nın da 'son defa'sı olmamalı işte. 'Hep defa' da olabiliyor kimi zaman. İyi, kötü bilinmez.

İlk kişi var. Son kişi, sen kişi, ben kişi, hep kişi... Biz kişiler veya hiç kişiler. Olamamışlar, olacaklar, bitmişler ve bitecekler. Kim kişiler, yani kendini bilememişler.

'Her şey bir ilk cümle.' diye başlayıp 'Her şey bir son cümle.' diye bitirmek. Son kelime, son harf, son an...



20 Kasım 2012 Salı

Yolculuk



Canım yolculuk yapmak istiyor. Tam gece vakti. Yolda ışıklar olacak. Elimde önceden okunmuş bir kitap. Önce başımı arkaya yaslayıp bol bol seyredeceğim ışıkları. Birer birer seveceğim onları. Huzur verecekler bana. Işık yüzüme vurdukça camdan yansımamı göreceğim. Gülüyor olacağım muhtemelen.

Girersek ıssız bir yola, kitabıma döneceğim. Selamlayacağım eski dostları. Anılarımı tazeleyeceğim. Ne olacağını bilmeme rağmen yine kaybolacağım hikayede. Aynı heyecan, aynı merak hep olacak içimde.

Başımı kaldırdığımda birkaç damla göreceğim camda. Gülümseyeceğim yine. Damlalar çoğalacak. Bu sefer ışık vurduğunda göremeyeceğim yüzümü. Olsun, yağmuru izleyeceğim. Gece, ışık ve yağmur! Kaybedeceğim kendimi.

Yanımdaki teyze çoktan uyumuş. ''Bayan yanı'' yerimde ''Cam kenarında olduğum için şanslıyım.'' diyeceğim. Başını tutamayacak teyze. Bir o yana, bir bu yana, uyku ile dünya arasında...

Yağmur devam edecek. Bu sefer kulaklıklarım eşlik edecek bana. Kulağımda enfes bir müzik, önümde muhteşem manzara. Sık sık seyahat etmek fikri dolduracak aklımı. Nereye olduğu önemli değil. Böyle mutlu anlar yaşamak isteyecek hep canım.

Yolum daha uzun. Sabahın ilk ışıkları düşmeye başlayacak ve solacak gülümsemem yavaşça. Yolda mola vereceğiz. Ben bir simitçi bulacağım. Şanslıysam bir bardak çay. İki simit alıp arabaya döneceğim. Teyze uyanmış. Birini ona verip birini kendim yiyeceğim. O da benimle çantasındakileri paylaşacak. Adımızı bilmeden arkadaşça anlar yaşayacağız.

Güneş iyice tepeye varacak. En sevmediğim saatler. Neyseki yol bitecek. Bavulum yok. Kalmak için yapılmayacak bu yolculuklar. Biraz vakit geçirip geceden birkaç saat önce yine dönüş otobüsüne bineceğim. Hava kararana kadar uyuyacağım. Sık sık yapacağım bunu.

Tam şu anda yolculuk yapmak istiyorum. Hiç bilmediğim bir yere. Gideceğim yer değil önemli olan. Yapacağım yolculuk beni heyecanlandıran. Uyanacağım ve başımı arkaya yaslayıp ışıkları seveceğim birer birer...

12 Kasım 2012 Pazartesi

Hayat Acı En Çok



Hayat bir hükümdar, biz aciz köleleri. Ne yapsak olmayacak. Ölmek pes etmek, yaşamak zulüm. Ortası yok, pes edemiyoruz. Nereye gitsek ayağımızda kopmayacak bir zincir. Kalsak olmuyor, gitmek yasak.

Hayat bir savaş, biz zavallı halk. Yaralarımız var. Çok ve büyük. Acılar var yutulan. Bağırsak olmuyor, susmak gerek bize. Dönüpte kimse bakmıyor halimize.

Hayat bir yalan, biz iki kelime. Ağızdan ağıza geziyoruz. Suçumuz büyük, evet. Oynuyor insanlarla. Dürüst olsak olmuyor, yalan tek yol bizde.

Hayat bir kapı, biz kilitli içeride. Anahtarı yok. Olmamış hiç zaten. Bilmiyoruz arkasında ne var. Beklesek olmuyor, çalsak yok açan.

Hayat bir hastalık, biz ilaç bulamayan yer. Ateşimiz var. Üşüyoruz hep. Titrerken ellerimiz, beklemek bir umut diye. Uyusak olmuyor, göz açsak ne çare?

Hayat bir saat, biz onu kovalayan saniye. Hızlı gibiyiz en başta. O büyük bizden. Kaçsak olmuyor, dursak bitecek belki de.

Hayat bir gece, biz karanlıktaki yüz. Görünmeyiz asla. Bazen küçük pırıltılar gözümüzde. Üstümüze çökünce sis, kayboluyoruz iyice. Yansak olmuyor, sönsek acı derinde.

Hayat bir yokuş, biz kumlu yol. Tutunamıyor kimse. Ulaşan en uca, kahraman belki de. Gitsek olmuyor, kalsak çaresizce...

Hayat acı en çok, biz çeken her şeyi. 
Bitmeyecek hayat, tüketene kadar bizi.

7 Kasım 2012 Çarşamba

Onu Yaşayabilmeyi İsterdim

Sizi ilk olarak bu yazıyı yazmama sebep olan yazıya yönlendireyim: Tık

Konuya nasıl giriş yapmalıyım bilmiyorum açıkçası. Geçen sene kendi kendime, bana göre çok özel bir platonik aşk yaşadım. Ben 11, o son sınıftı. Yaz tatili başladı, aramızdaki bağ koptu ve ben unutmak zorunda kaldım. Unutmuştum da yani aklıma gelmiyordu.

Ne olduysa şu hafta oldu. Son bir aydır gördüğüm birkaç kişiyi ona benzetmeye başlamıştım hep. Bu hafta da hep onu hatırlatacak şeyler çıktı karşıma. Güzel hatırlayabilmeyi ya da kötü olsa bile en azından bir şey yaşayabilmiş olmayı dilerdim.

Hiç ummadığım bir anda başladı. Aslında ilk görmemden önce varlığından haberim bile yoktu. Sonra sonra gözüme takılmaya başladı, büyüdü gitti işte. Bilmiyorum, lise aşkı, basit duygular olarak tanımlayabilirsiniz belki ama benim için bu derece hoşlantı duymak ve ilk olması özel. Nasıl anlatabileceğimi de bilmiyorum. Defalarca söylediğim gibi hisleri dile dökmede becerim yok. Yaşayarak gösteren bir insanım ama yaşayamadım işte.

Bu duyguları hissettiğim zamanlar nasıl bir döneme denk geldik bilmiyorum ama yakın arkadaşlarım da birilerine hisler besliyordu. Haliyle benim içimi dökmem mümkün olmadı. Belki rahatça anlatamadım, yüküm hafiflemedi diye şimdi aklıma geldikçe bu kadar üzülüyorum. Bu durum da benim için ayrı bir dert konusu. Çünkü ben onları rahatlatmaya çalışırken beni kimsenin düşünmemesi ayrı bir sorundu.

Konumuza dönelim, neyse. Gözlemlemeye başladığımda nasıl desem tam bana göreydi! Sessiz, sakin, kendi halinde ve gizemli olan kişiler ilgimi çekmiştir hep zaten. Takıldığı belli başlı arkadaş grubu vardı ve sınıfının dışında gördüğüm kadarıyla pek taşkın biri değildi. Hatta hiç değildi de diyebilirim çünkü tebessüm dışında güldüğünü (dişleri gözükerek) sadece bir kere gördüm. Herkes gülsün isterim tabi ama içimde garip bir istek olarak onun gülmesini değil ciddi durmasını istiyordum. Bana göre fazla asil gözüküyordu çünkü. Hep üzgün bakıyordu. Gidip ''Sorun yok.'' deyip kafasını sevesim geliyordu.

 Normalde çok hareketli biriyim. Yani gülmeyi, eğlenmeyi, saçmalamayı çok severim. (Gözümdeki Erkek yazımda böyle bir insan istediğimi de söylemiştim.) Ancak onunla olabilseydim eğer böyle şeyler yapmazmışım da hüzünlü hüzünlü otururmuşuz gibime geliyor. Hoşuma giderdi açıkçası.

Bazı hareketleri o kadar çok hoşuma gidiyordu ki, o an koşup sarılasım geliyordu. Küçük hareketler. Bir şey yapmadan otururken çenesini kaşıması mesela. Yemek yedikten sonra mutlaka ağzını silerdi ve genellikle arkadaşlarından önce doyardı. Onları beklerken ellerini çenesinin altında kavuşturur beklerdi. Ben de izlerdim ama görmezdi tabi. Bir gün okulda tatbikat tarzı bir şey olmuştu. Herkes aşağı indiğinde gözüm onu aradı haliyle. O montuyla, arkadaşı da montsuz inmişti. Soğuktu hava ve montunu çıkarıp arkadaşına verdi. Böyle gördüğüm küçük hareketler işte. Uzaktan izleyerek daha fazlasına şahit olamadım malesef.

Diyeceksiniz ''Neden gidip söylemedin?'' Söyleyemedim ya da belli edecek pek bir şey yapamadım çünkü hem bu konularda özgüveni olan bir insan değilim hem de son senesi olduğu için çok çekindim. Böyle konularda ilgi gören biri olmadım zaten hiçbir zaman. Yapabildiğim tek şey dik dik bakmaktan başka bir şey olamadı. Anladı mı anlamadı mı tam bir yorum yapamıyorum ama anladığını düşünüyorum. Anladığını düşünerek küçücük bir şey bile olamaması fazla üzüyor. Onu yakından tanımayı çok isterdim. Aslında istediğim böyle aşk yaşayalım, canım cicim olalım değil, birlikte olup bundan mutluluk duyalım. ''Sevgili'' kelimesinin yapıştırılmasını sevmiyorum. O yüzden bir ad koymadan sadece beraber vakit geçirebilmeyi, her konudan konuşabilmeyi isterdim onunla.

Ne hisettiğimi açıklayamıyorum işte. Kafamda dönüyor ama iki kelimeyi bir araya getirip anlatamıyorum. Bilmiyorum da. Şu an hala hoşlanmak değil de değişik bir özlem duygusu var içimde. Neyi özlediğimi kestiremiyorum ama onunla ilgili şeyleri özlüyorum sanırım. Dediğim gibi ilk ve benim için özeldi sonuçta. Gereksiz yere kendimi yıprattığım da çok oldu, gereksiz yere mutlu olduğum da. Şimdi gelip geçmiş bir şey olsa da aklıma geliyor. Böyle sevildiğini bilmesini çok isterdim açıkçası. Onu yaşayabilmeyi isterdim.

İçimde dert olacağına, yazayım kurtulayım dedim. İşe yarar, yaramaz bilmiyorum ama yine fazla dert yapmaktan korkuyorum. Okudunuz, teşekkür ederim. :)

2 Kasım 2012 Cuma

Üzgün Olmak Gerekiyormuş



Çoğu şey için, üzgün olmak gerekiyormuş. Değer bilmek, anlamak, yaşamak... Hatta gülebilmek için bile önce üzgün olmak gerekiyormuş. 

Mutlu olunca birkaç parıltı engelliyormuş bizi. Güldüğümüzde unutuyormuşuz her şeyi.

Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamak için gerekiyormuş. Bilmiyormuşuz biraz.

Aslında gerçekler üzüyormuş bizi. 

Yalnız olamamak en çok belki de. Genellikle gereksiz kişiler varmış etrafımızda.

Hissetmek gerekiyormuş. İlk önce hissetmek.

Düşünüyormuşuz. Bolca hem de. Neyi, kimi, neden değil, hüznü düşünüyormuşuz.

Beklemek, beklemek. Kendimizi bekliyormuşuz. Bizi sadece biz anlıyormuş.

Ağlıyormuşuz. Göğe doğru, gök bize. Sözlerimiz döküyormuş yaşları.

İki el açılıyormuş. Yazıkmış bize. Sıkıştığımızda geliyormuş sadece aklımıza.

Avutuyormuşuz. Kendimizi en çok. 

Sevmek gerekiyormuş. Dostça sevmek. Bırakıp gitsinler diye.

İnanıyormuşuz. İnanmasak bile.

Gözlerimizi kapatmak. İçimizin anahtarı. Hep geçiyormuş aklımızdan. Ne istiyormuşuz.

Renkleri görüyormuşuz. Duyguları anlatıyormuş.

Mutlu oluyormuşuz. Öyle zannediyormuşuz ya da. Parlamıyormuş aslında.

Üzgün olmak gerekiyormuş. Her şey için biraz.

Herkes için.

28 Ekim 2012 Pazar

Sinirliyim

Yine durup dururken kendini üzen hallerime döndüm. Beni rahatsız eden birileri olmadığı sürece bu halimden bir şikayetim de yok. Ama illa ki oluyor bir burnunu sokan, kalmıyor tadım tuzum. Kimsenin sevmediği, acayip tahammülsüz, ondan bundan nem kapan, alıngan bir pislik oluyorum işte. Bu durum yapısal hale geldiği için değiştiremiyorum da. Ah bir şey diyen olmasa ne mutluyum ben bu halimle...

Şu an da olduğu gibi kendi kendime ''Ne bok olacaksın lan sen?!'' diyorum. Ne bir hayalim ne de bir şeyler olması için çabam var. Oturayım ben böyle ot gibi yaşayayım bütün gün. Tabi bilmeyene ot, bana cennet gibi. Var aslında yapmak istediklerim ama kabul görmüyor. Kabul görmüyor derken ne bileyim dikkate falan alınmıyor, boş görülüyor falan filan. Sonra vay efendim senin neden bir hayalin yok?! Herkes istiyor ki doktor olayım, mühendis olayım, mimar olayım cart curt. Sıçtığımın eğitim sistemiyle bok bile olunmuyor. Ha oluyorsun ama sorsanız kaçı mutlu? Ben özellikle sınav senesi hayatına küfür etmeyen adam tanımıyorum. Yeteneğe değil maddiyata göre her şey artık. Paran varsa hayatın var tabi. Yetenek okullarını bırakın sözel ve dil seçenlere bile salak gözüyle bakılıyor. ''Ehu ehe ne bok olcan ki ordan?'' deyip çok bilmişlik yapıyorlar. Sürü psikolojisi mi diyeyim, aileyi umutlandırmak mı diyeyim bilmiyorum ben de gittim bi şey olacağım zannedip sayısalı seçtim. Şimdi görüyorsunuz halimi.

Beni deliye döndüren ayrı bir konu da klişe haline gelen ''arkadaş zannettiklerimiz''. Sen 3 yıl yüz yüze bak, yalan söylesin sus, üste çıksın arkadaştır kötü olmayalım de şimdi gelsin o ne yapsın. Ben böyle hızlı bir değişim görmedim. Ağzım açık kaldı. Yine lafı ben yedim, yine ben arayı bulmaya çalıştım olmadı bıraktım. Sonra neden bir özür bile dilemiyorsun diye sorunca ''Çünkü senden korkuyorum.'' cevabını aldım. Canavar mıyım lan ben?! Adam mı yiyorum ben, dövüyor muyum küsünce, it kopukla mı takılıyorum? Neyimden korkuyorsun özür dilemek için? Bahane işte. Açık açık söylesen istemiyorum diye peşinde mi koşacağım senin? Biriniz de dürüst olsun, söylemekten korkmasın gerçekleri. Sevmiyorsa sevmiyorum bas git desin. Ama ben enayi ben mal ne yaparsa yapsın yüz verdim bugüne kadar çünkü.

Daha yazacaklarım var da ağzımı bozacağım iyice. Bırakıyorum burda o yüzden. Sinir oldum, içimi dökmek istedim, dinleyecek adam bulamadım böyle elaleme açıyorum işte dertlerimi.

Neyse aman siz huzurlu olursunuz umarım.

25 Ekim 2012 Perşembe

Hava Bile Üşüsün

Şarkı başladıktan sonra hemen okumayın ve şarkıyı dinleyin biraz. İlk olarak ne duygular hissettirdi anlayın. Sonra şarkının sesini kısın ve yazıyı okumaya başlayın. Aynı düşünceleri paylaştığım insanların bu şarkıyı çoktan bilip sevdiğine, bilmeyenlerin ise seveceğine inanıyorum.



---

Havaların iyice soğumasını istiyorum. Bol bol yağmur ve kar yağsın. Ne bileyim güneş çok çıkmasın işte. Kasvetli havalara bayılıyorum ben. O yoğun tabaka bana her yerde bir çatı altındaymışım gibi hissettiriyor. Her yer ev sanki. Her yer benim. 

Üşüyelim çokça. Hava bile üşüsün. Kat kat yorganlar, kapkalın montlar, şapkalar, atkılar, eldivenler olsun hep. Fazla insan eti gözükmesin özellikle. Gereksiz insan eti kısımları yani.

İnsanlar kendine çekilsin soğukta. Yakalar enselerde, omuzlar yukarıda. Kendimize sarılalım bir nevi. Hızlı adımlar evlere doğru. Soba olsun mesela. Üstünde yeni demlenmiş çay. Biraz kızarmış ekmek. Anne sohbeti yanında. 

Paçalar çorapların içinde, hırkanın kolları avuçlarda. Kulaklıktan gelen yavaş bir müzik ve omuzlarda eski bir battaniye. Kendi dünyamızın sınırları. Genellikle ''hoşgeldin'' olan ve ''güle güle'' nin bilinmediği bir dünya. Dert edinmeyi seviyoruz nasıl olsa. 

Saçlarımız dağınık, yüzlerimiz kederli. Çok gülüyoruz ya da. Mutsuzuz kalabalıktan. Bir iki insan yetiyor bize. Gürültüye yer yok hiç. En değerlilerimiz farklı. Emek var. İçtenlik, sevgi. Uzaktan geçimsiz gözüküyoruz belki. Oysa verecek çok sevgimiz var. Ama anlamıyorlar, bir iki insan yetiyor işte. Neyimiz varsa onlara.

Tek yastıkla uyuyamıyoruz. Gerçi geceleri uyumuyoruz biz. Gece, günün en değerli zamanı. En kendimize özel. Karanlık var çok. Ama şehir ışıklarıyla. Güzel şehir ışıkları. Seyrediyoruz bıkmadan. Yüksek katlar bize göre. Yerden uzak, göğe yakın. Yağmur değiyor elimize. Başka kimse dokunsun istemiyoruz. Saf yağmur, temiz damlalar.

Saatler geçtikten sonra güneşle birlikte uyku düşüyor gözlerimize. Kalabalık uyanırken, yalnızlar susuyor. Son düşünceler geçiyor aklımızdan. Kulaklığı unutuyoruz bazen. Bir kitap açık kalmış elimizde. Baş ucumuzda onlarcası bekliyor. İçinde yüzlerce arkadaş. Tonlarca duygu.

Havaların iyice soğumasını istiyorum. Üşüsün insanlar. Benden kaçsın ayaklar. Ayaklar üşüsün. Dokunmayın bana. Cebinizde olsun elleriniz. Titresinler soğuktan. Kendinize çekilin. Eğik dursun başlarınız. Gözleriniz de değmesin bana. 

Soğuk olsun işte. Hava bile üşüsün biraz.


23 Ekim 2012 Salı

Yağmur Adam

İçime sinmese de bugün bunu yazmak için uğraşmamın hatrına ekliyorum. Neler geçti aklımdan da kağıda dökebildiklerim bu kadar. 

Okurken eşlik etsin size efendim. Buyrun: 



---

Yağmur adam. Adı tek olsa da kendisi çok adam. Yalnız bugün. Hırçın biraz. Neye kızdın güzel adam? Ağlamışsın yine. Anladım üzgün adam. Beni değil kendini ıslatıyorsun çünkü. Koru kendini yağmurdan. Acılar yağıyor üzerine. Aç şemsiyeni kedere. Hüzünler gelmesin gözlerine. Uyu yorgun adam. Uyursan güzel olacak her şey...


Ah, yalnız adam... Unut bu dediklerimi. Sen acı çekersen güzelsin ki. Yağabildiğin kadar. Beyazlar değil, griler yakışıyor sana. Gülmek gitmiyor çehrene. Çatık kaşlarınla bak bana.


Üşümeyi seviyorum soğuk adam. Estiğin kadar benimsin. Esebildiğin kadar muhteşem. Öyle büyük es ki yıkılsın her yer. Çünkü sen, hiddetin kadar sensin.


Uzun bir yol gibisin. Sen, sonu belli olmayan adam. Git bulut adam. Üzülmeyecek kimse arkandan. Kaç yağmur adam. Yalnız olsa da kendisi çok adam...



Ben Mükemmel Bir İnsanım

Ben mükemmel bir insanım. Durun öyle hemen celallenmeyin. Bir dinleyin önce neden mükemmelim. Veriyorum cevabını: Mükemmellik derecesinde iyi yaptığım o kadar çok şey var ki...

Mükemmel bir dinleyiciyimdir mesela. Müziği mükemmel dinlerim özellikle. Sabah akşam, hiç bıkmadan... İnsanları dinlerim. Sevinç, hüzün, dert, tasa, coşku... Hiç farketmez, hepsinin yeri vardır kulaklarımda.

Mükemmel severim. Kendimden üstün tutarım her sevdiğimi. Tanımasam bile severim. Kendimi, evimi, kedimi, ailemi, pijamamı... Her şeyi severim. Herkese yetecek kadar sevgimiz var çünkü. 

Mükemmel yerim. İnsanları mutlu eden sayılı şeylerden biri. O güzel tatları almayı kim istemez ki? 

Mükemmel izlerim. Film, dizi, klip değil sadece. Etrafımı izlerim. Yağmuru çok izlerim mesela. Karı da severim. Kışı, soğuğu izlerim ben.

Mükemmel teşekkür ederim. Faydalı olan her şeye yakışıyor teşekkür. Yemekten sonra mükemmel ''Eline sağlık'' derim. 

Mükemmel bağlanırım. Bırakamam her şeyi kolay kolay. Bende anısı olan her şey, herkes gidemez öyle hayatımdan.

Mükemmel güvenirim. Seviyorsam eğer. Birinde bile kötü sonuç almışsam bırakamam ki güvenmeyi. İhtiyacım var güvenmeye.

Mükemmel ağlarım. Üzüntüden değildir çoğu. Ben bir şeyi çok güzel bulduğumda ağlarım. Değer veririm, inanamam.

Mükemmel şarkı söylerim. Sesim güzel değildir ama sadece güzel olanlar için mi şarkılar? Her yerde söylerim. İster bağırarak istersem mırıldanarak. Çok söylerim ama.

Mükemmel uyurum. Tek terslik gece uyumam ben. Gündüz uyuması gereken bir insanım. Yarasayım belki de.

Mükemmel okurum. Kitaplarda kaybolmayı çok severim. Bugün dedektif, yarın katil olurum. Sonraki gün doktor belki.

Mükemmel gezerim. Deniz kenarı değil ama. Binalar cezbeder beni. Işıkları severim. Geceleri ben mükemmel gezerim.

Mükemmel gülerim. İçimden gelir gülmek çünkü. Başkası gülmemi sevmese de ben gülmeye devam ederim.

Mükemmel yalnızımdır. Yalnızken çok eğlenirim. Mükemmeldir yalnızlık, yalnız kalmasını bilenlere.

Gördünüz değil mi? Hepimiz fazlasıyla mükemmeliz. :)

11 Ekim 2012 Perşembe

Bir Ergenin Eski Notları


Eski dosyalarıma bakayım neler varmış diyordum ki geçen sene yazdığım bu notlarla karşılaştım. Bir çocuğa feci kaptırmıştım kendimi. Çok hoşlanıyordum yani. Ama bir şey olmayacağını bilmem beni böyle dramatik bir ergen hale sokmuştu. Okuduktan sonra ''Bu ne lan?'' demeyin. Şimdiden uyarıyorum, aşırı ergenlik içerir. :P

* * *

''Sessiz bir yer istiyorum. Sessiz ve karanlık… Çıt çıkmasın. Sadece kendim olayım. Düşünmeden, yalnız, sadece ben. Öyle bir yer olsun ki, ne yaptığım umurumda olmasın. Kendimden bile ses çıkmasın. Sadece huzur olsun. Ama yok öyle bir yer değil mi? Ben kendi içimde bile yalnız değilim. İçim bile ağlıyor. Sen gülsen bile ben ağlıyorum. Bırak farkında olmayı, aklına bir kez bile gelmemiş bir suretim belki de. Şimdi suratına bakamazmışım gibi. Ama bakamazsam üzülürüm. Baksam da üzülürüm. İçinde sen olan her şey hüzün. Böyle olmasını istemesek bile sen demek yok demek. Olmayacak demek. Şimdi ben bile sen demek.

Çok fazla derinlere saklıyorum seni. Karşında durup, her hareketini ezberlemek isteyecek kadar. Çıkartmak istesem de, uzanamayacağım kadar derin. Mavi gibi. Baktıkça gözümü alıyor. Ama nedir bu ısrarla bakma isteği?

Ne çok insan tanıdım ne de çok şey yaşadım. Çok insan tanımak istemiyorum. Ama seni yaşamak istiyorum. Rüyaların, ben olabilmek... 

Çözülmeyen bir düğüm gibisin. Kendi için de düğüm belki. Neden bu kadar yorgun bakıyor gözlerin? Aynı dertten mi muzdaripiz? Çok mu yük var omuzlarında? Neden bu kadar bıkmış gözüküyorsun? İnsanlar mı yıldırdı seni? Benim de yıldığım gibi. Pes etmek mi olacak çözüm? Eğer bir tek bu yol varsa istemem ki pes etmek. Şimdi hayalin değil, sen ol artık önümde.

Dört tarafım da duvar olmuş. Ne tarafa gitsem önüm kapalı. Ne ben görebiliyorum seni ne de sen. Görünmezden de başka bir şeyim. Yok gibi… Tamamen kapana kısılmışım. Ve boğazımdaki yumru bir an olsun gitmiyor. Şimdi bile orada ve daha ne kadar canımı yakabileceğini düşünüyor. Yaksın da zaten. Çünkü canım yanıyorsa yine de varsın demektir. Bu kadar acınacak hale geldim işte. Küçücük anlar yakalamak için harcadığım bunca zaman, gösterdiğim bunca çaba bir hiç uğruna olmak zorunda mıydı? Çabam bir hiç uğruna olacak olsa bile gitmesen.. Ne zaman büyüdün cidden bu kadar içimde? Hep sordum bu soruyu kendime. İstediğin kadar büyü, suç hiç kaybolmanı istemeyen bende. O kadar uzaksın ki benden… Ben bir adım attıkça sen on adım gidiyorsun sanki. Yakalamak gittikçe zorlaşıyor. Kaçsan bile şimdi gitmesen. ''


4 Ekim 2012 Perşembe

Gözümdeki Erkek

Daha önce bahsetmiştim erkek hayranlığımdan. İçimden bunu uzun uzun anlatmak geldi. Ancak daha önce yine bahsettiğim gibi düşüncelerimi yazıya dökmekte zorluk çekiyorum. Yani bu hayranlığı tam anlamıyla açıklayamıyor, basit ifadelerden öteye geçemiyorum. Elimden geldiği kadar yazmaya çalışacağım. Tam olarak anlatamasam bile paylaşmak istiyorum ve seviyorum yazmayı.

En sevdiğim ve özlediğim dizi olan Secret Garden'ın That Man şarkısını hiç sıkılmadan dinlerim. Bu şarkının anlattığı adam ne güzel bir adam öyle! Anlamını bilmeyenler için öncelikle buyrun bu muhteşem şarkıyı Türkçe çevirisiyle dinleyin. :)



Biliyorsunuz ağızlara sakız olan bir laf var: ''Bütün erkekler aynı!'' Merak ediyorum ne düşünerek uydurdular bu lafı. Zaten çoğunlukla ergenliğin sularında gezenler kullanıyor. Ne yaşayıp bu cümleyi böyle kendilerinden emin bir şekilde kullanıyorlar anlamıyorum. Daha Temmuz ayında 17'yi doldurup 18'e ayak basmış bir genç kız olarak böyle yorumlar yapacak tecrübem yok. Ancak sürekli o ortamın içinde olduğum için biliyorum neler dönüyor. Sinir oluyorum açıkçası. Gerçek anlamda çoğunluğu salak meselelerle uğraşıp kendilerini düşürmekten başka şey yapmıyorlar. Genellikle de ilişki ilk ayını dolduramadan kız tarafı aşırı triplere giriyor. Kim haklıdır, ne yapmıştır bilmiyorum ama her sondan sonra ''Bütün erkekler aynı!'' cümlesi ağızlardaki yerini alıyor. İki tarafında ağızlarına çakasım geliyor çünkü insanları her şeyden soğutuyorlar. Şimdi ''Neden bahsediyorsun bundan?'' diyeceksiniz. Erkeklerle alakalı bu lafa değinmeden edemedim çünkü. Aklıma ilk geleni kusma çabasındayım.

Neyse efendim bu sitemden sonra gelelim erkeklik hayranlığıma. Çoğu kızda böyle midir bilmiyorum ama aklımın erdiği yaşlardan beri babama hayranım. Elbet herkes hata yapıyor, tatsız olaylar yaşıyor ama babamın iyi yönleri tüm saflığıyla ortada ve gerçekten öyle anlarda babama yapışacak kadar sarılasım geliyor. Babamın sert bir mizacı var ve konuşması da tartışma gibi. İş yoğunluğu ve stresi bu hale getirmiş onu sanırım ve dedem karakter açısından pek örnek alınacak bir adam değil. Babamın anlattığı bir olay her aklıma geldiğinde gözlerim doluyor. Özel olduğu için ne olduğunu anlatmayacağım. Demek istediğim o ailede büyüyünce ister istemez bir takım davranışlar gelişiyor. Bu yüzden kötü yanları elimden geldiğince görmüyor hep iyi yanlarını göz önünde tutuyorum babamın. Şimdiden fazla dağıttım konuyu hemen toparlayayım. ''Babam ilk hayran olduğum erkektir.'' demeye çalıştım bu paragrafta. :)

Gelelim erkek olarak erkeğe. Kız olmanın da çok iyi yanları olmasına rağmen hep erkek olmayı dilemişimdir. Bunun gerçek olamayacığını anladığım zaman böyle hayranlığa dönüştü bu istek. Zaman içinde vitrinlerde erkek kıyafetlerini süzen, abisinin tişörtlerini giyen, erkek şampuanı kullanan ve hikaye yazarken hep erkeğin ağzından anlatan bir kız haline geldim. Mutluyum bu halimden. İleride yanımda olacak erkeği de fazlasıyla mutlu edebileceğimi düşünüyorum. (Yanımda olacak erkekten bahsedeceğim.)

''Erkeklerin nesine bu kadar hayransın?'' sorusu oluştuysa kafanızda anlatılacak bir his değil pek. Hele benim gibi yazma konusunda kısıtlı olunca yaşamadan anlamak zorlaşıyor. Kendi kendime bu soruyu sordum ve kafamda beliren cevap ''Erkek olmaları!'' oldu. Yanlış anlamayın cinsel anlamda değil erkekliğin kendisinden bahsediyorum. Beni büyüleyen, özel bulduğum o kadar çok yönü var ki! Şöyle açıklamaya çalışayım:

Benim gibi hayranlık derecesinde olsun ya da olmasın herkesi kendine hayran bıraktıran mevzu: Özgüven. Kendinden emin duran bir erkek ne güzel erkektir öyle! ''Romantik'' yanından ziyade bu kendinden emin yönü on kere, yüz kere, bin kere öpüp başıma koyarım. Neden mi romantiği tırnak içine aldım? Pek hoşlanmıyorum. Bahsedeceğim bundan da.

Bir diğer mevzu: Giyim tarzı. Herkesin kendine yakıştırdığı tarz, zevkleri falan filan farklı tabiki. Beni cezbeden  kısım ise klasik giyim! Sadece takım elbise değil, yakası olan çoğu şeye indirgedim bu zevkimi. Gömlek kere gömlek olsun a dostlar! Kot değil keten olsun pantolonlar! Kemersiz çıkmasın dışarı! Üstünde ceketler, kazaklar, yelekler... Ve daha da güzelleştiren saatler! :) Bunları giymeyeni sevmem demiyorum ama erkeğe yakıştırdığım tarz daha çok böyle şeyler. Bundandır ki yaşı benden büyük olanlar daha çekici geliyor bana. Abidik gubidikliği üstünden atmış, erkek gibi giyinmeye başlamış erkekler. :)

Kimsenin ağlamasını istemem ama erkeklerin ağlaması ayrı bir güzel. Bu konudaki hislerim en açıklanamaz olanlardan. Alışık olduğumuz bol burun çekmeli, kaymış ağızlı ağlamalar bile güzel. Fazla özel geliyor bana çünkü. Belki de yıllardır kafalarda oluşmuş ve düşünülmeye zorlanmış ''erkekler ağlamaz'' fikrinden ötürü özel buluyorum. Bir bakıma da gözümde gücün simgesi olan erkeklerin böyle iç dünyasını görmek ilginç geliyor bana.

''Sakal erkeğin makyajdır.'' En sevdiğim genelleşmiş sözdür kendisi. :P Korelilerde alışık olduğumuz tüysüz suratlarda bir tel sakal görsem bile mutlu oluyorum. (Örneğin GD'nin havaalanı halleri.) Bıyığa bu kadar sıcak bakmıyorum ama G.O'ya çok yakışıyor mesela. Neyse konumuz kişiler değil sakalın kendisi. Erkekliğe çok yakışan şeylerden biri bence. ''Ay aşkoooom sakallarını kessene yha!'' diyenlerdenseniz benle bu konuyu konuşmayın. :P

Şimdi ''ileride yanımda olacak'' erkeğin karakter özelliklerine bir giriş yapmak istiyorum. Anlatacağım öyle olsun böyle olsun diye ama bütün özellikleri taşıyan birini bulabilir miyim bilmiyorum. :D

Ben öyle vıcık vıcık, aşkımlı canımlı ilişkileri sevmiyorum. Basitlikten başka bir şey değil ve iğrenç bence. Yanımdaki kişi böyle olmasın lütfen. Yerine göre şebeklik yapar, yerine göre ciddi olmayı biliriz ama lütfen cıvık olmasın!

Sorun olur mu bilmiyorum ama ben sevdiğim insanı üstün tutarım ve ait olmayı isterim. Yani sahiplenilmek hoşuma gider. Bu da ayrı bir konu işte. Bir tartışma veya anlaşmazlık olursa alttan alan taraf ben olacakmışım gibime geliyor. Zaman gösterecek.. :P

Romantiklik konusu... Çiçekmiş, kalpli yastıkmış, resim bastırılan bardakmış... Benden uzak durun! Böyle saçmalıklara kafa yoracağına kitap hediye et bana mesela. Okuyup beğendiysen sevdiğin şeyi paylaşmaktan daha güzeli var mı? Beraber top oynayalım. Beceremeyip ben düşeyim sonra beraber gülelim. Birbirimize ''sevgili'' gibi değil beraber olmaktan mutluluk duyan insanlar gibi davranalım. Para harcamaktan çok emek verelim. Mumlu masalarda yemek yemeyelim mesela. Sen bana menemen yap. ''Ay aşkoom ben soğan yemiyeeooom!'' diyenleri kınayıp bol soğanlı dürümler yiyelim. Geğiricem stresine girip gazlı içecekleri içmeyenler var. 2,5 litreyi kafana dikip istediğin kadar gürültü yapabil yanımda. Çok çok delilikler yapalım. Eğlenmesini bilelim. Yeri gelsin ağır başlı olalım. Ciddi meselelere kafa yoralım. Her gün yeni şeyler öğrenip birbirimize de öğretelim. Bu dediklerimin biri bile o pembe bulutlu şeylere bin basar. Diğerleri çene yorsun dursun. Biz yaşayabildiğimize bakalım. :)

Şak diye bitiriyorum yazıyı ama sonuç bölümünü oldum olası beceremem zaten. Hayranlık, istekler, hayaller falan filan böyle işte. Umarım açık bir şekilde anlatabilmişimdir. :)

İstediğiniz kişiyi bulmanız umuduyla.. :)

21 Eylül 2012 Cuma

Küçük Şeyler

Herkesin ilgi alanı, sevdiği şeyler, hobileri ve fikirleri farklı. İyiki öyle! Böyle farklılıklar olmasa değişik ve harika şeyler çıkmazdı ortaya. :) Bana göre ayrı bir dünya olan küçük cisimler ise benim ilgi alanlarımın bir kısmını oluşturuyor. Aslında çoğumuz, özellikle kızlar, sever böyle mini mini şeyleri. Ama benim gibi gördükçe mutlu olacak dereceye geldiniz mi bilmiyorum. :) Zaten ev eşyaları arasında kendini kaybedebilecek bir insan olan ben, bir de minyatürlerini gördükçe aklımı yitiriyorum. :) Bugün bu sevgim tekrar aklıma geldiğinde Google'da küçük bir araştırma yapmaya karar verdim. ''Küçük Şeyler'' ve ''Minyatür Eşyalar'' adları altında karşıma çıkan ve beğendiğim şeyleri sizlerle paylaşmak istedim. :)

''Küçük Şeyler'' yazdığımda karşıma ilk çıkan Türk bir yazarın kaleme aldığı bir kitap oldu. Aslında TRT'de yayınlanan bir programmış ancak TV ile pek ilgilenmediğim için bilmiyordum. Konusu küçük ama önemli ipuçlarının insan yaşamı üzerindeki etkisiymiş. İlginç geldi, okuyabilirim. :)

Gelelim bulduğum minik şeylere. :)


Bu minik sandalyeler çok hoşuma gitti! İnanılmaz tatlılar! :)


Küpeler çok hoşuma gitti! :D Bu tarz bir şey bulursam kesinlikle alacağım!


Şu minyatür dolaba bakar mısınız?! Kız çocuklarını bırakın ben oynarım bunlarla. :D


Gülümsetti. :) İyi bir fikirmiş. :)


Küçülsem de ben uyusam burada. :)


Kimler giymek ister bu kazakları? :)


Sanırım acıktım! >.<


Bir kez daha acıktım! :D


Bu benim çok hoşuma gitti! Değişik bir şey. :)


Bundan kesinlikle istiyorum! Minyatür TOP bulursam onu içine oturtup gezdireceğim. :D


Minyatür cinayet! :O


Kitaplığımın olması en çok istediğim şeylerden biri. Yani minyatürüne bayıldım! :D


Minyatür pastane. :) Bütün gün bunun başında kalabilirim. :)


Bu gerçekten harika! :)


Bu tarz değişik takılara hastayım! :)


Ve bu muhteşem bir minyatür ev. :)


Son olarak Miniatürk. Minyatürlerden bahsederken burayı atlamak olmazdı. :) En çok görmek istediğim yerlerden birisi. :)


Daha neler neler var. Karar verdiğim anda resimleri toplayıp ekledim. O yüzden geniş çaplı araştırma yapamadan, önüme ne çıkarsa ekledim. Dediğim gibi minik şeyleri çok sevdiğimden hepsi bana göre harikalar! Umarım siz de beğenirsiniz. :)

Minik minik gidiyorum efendim. :)


18 Eylül 2012 Salı

Bir Genç Kızın Bıkkınlığı

Kocaman bir sitem etmek istiyorum. Anlatacağım durumdan gerçekten ama gerçekten sıkıldım artık!

Beni tanıyacak kadar konuşmuş olanlar biliyor. Ben kendini seven bir kızım. Fakat bunu ne ukalalık olsun ne kendini beğenmişlik olsun ne de üstünlük taslamak olsun diye yapmıyorum. Sadece kendimi seviyorum işte! Ama diğerlerinin bununla alıp veremediği ne var gerçekten anlamıyorum. Açıkçası kendine hakaret boyutunda laflar eden insanlardan nefret ediyorum. Bulunduğu duruma yatıp kalkıp şükürler yağdıracaklarına orasına burasına laflar ediyorlar. Ki büyük bir kısmı diğerlerinden iltifat duymak için yapıyor bunu. Ha onlara iyi hoş, ben kendimi sevdiğimi belirttiğimde ben kompleksli ben ukala ben kendini beğenmiş oluyorum. ''Burnun çirkin, dudakların ince, gözlerin sıradan, zayıf değilsin. Neden bu kadar kendini seviyorsun?'' diyorlar. Sadece mükemmel özelliklere sahip olan insanlar mı kendini sevebilir? Kaşım gözüm yamulsun yine de kendimi sevmeye devam edeceğim. Bu konuda çok fazla üstüme geliniyor. Onları bu kadar ilgilendiren kısmı hala çözebilmiş değilim. Rahatsız oluyorsan benimle iletişime geçmezsin, sosyal ortamalrdaki arkadaşlığını bitirirsin. Bu kadar basit! Ama çok hoşlarına gidiyor başkalarını yerden yere vurmak. Bana mükemmel değilsin diyenlerin burnu havalarda geziniyor...

Bir de şu davranış meselesi var. Ben arkadaşlarımın arasında rahat davranmayı seven ve öyle de davranan birisiyim. Bu da büyük problem oluyor tabi. Kendim olabiliyorum diye rahatsızlık duyuyorlar. Ancak bir iki değersiz insan laf etti diye asla değişmeyeceğim. Neysem oyum ve bu halimden de gayet memnunum. Rahatsız olan varsa pekala da uzak durabilir. Memnun olurum hatta.

Bu yazdıklarım asla kendimi övmek veya başkalarını küçümsemek için değil. Sadece içimi boşaltıp biraz olsun rahatlamak istedim. Size göre çok basit bir konu belki de ama sürekli bu sözlere maruz kalmak gerçekten bıktırıyor.

Kendinizi sevebilmeniz dileğiyle...

14 Eylül 2012 Cuma

Bitch please, this is GD!



Şarkıların hepsini şimdi dinledim ve ba-yıl-dım! Kesinlikle GD'den umduğumu buldum. Bu çocuğun şarkı yazmadaki zekası beni çok etkiliyor. Her şarkısı bambaşka ve hepsi harika!

CRAYON: Kesinlikle favori şarkım bu! Her ne kadar hüzünlü sesine bayılsam da bu tarz şarkılar onlara daha çok gidiyor sanki. Eğlendirmeyi gerçekten iyi biliyor. Umarım klipte dans kareografisi olur. Gerçekten tam dans etmelik bir şarkı. Bütün gün ''Why so serious?'' diye gezeceğim sanırım. :) Sonlardaki 'Eeeeyyy' kısımları çok güzel. :)

KYEOLGUK: Bu şarkı sonbaharı hatırlattı bana niyeyse. Klibi olsa mesela kurumuş yapraklar, üzgün bir GD, hafif rüzgar ve GD'nin etrafında durmadan dönen bir kamera canlandı kafamda. Hikayeli bir klip olurdu heralde.GD yine bol bol koşardı. :) Anlamını gerçekten çok merak ettim. Çok değişik bir havası var! Daha ne diyeyim... Gerçekten fazlasıyla beğendim.

MISSING YOU: Islık çok yakışmış bu şarkıya. Çok cool bir atmosferi var şarkının. Şu filmlerde gördüğümüz eski zamanlarda sahnede söylenen şarkılar gibi. Aynı zamanda şimdiki zamana da uygun. Bu şarkıya şehir ışıkları çok güzel gider. Suratında o kendin emin gülümsemeyle ıslık çalarak elleri cebinde yürüyen bir GD. Tabii anlamını bilmeden canlanıyor bunlar kafamda. Belki çevirisiyle değişir bu fikirlerim. Kim Yuna'nın sesini çok beğendim. Değişik bir sesi var ve şarkıya iyi gitmiş bence. :)

TODAY: Bu şarkıyı dinlerken içim kocaman bir mutluluk ve umutla doldu! Kollarımı iki yana açarak kocaman bir gülümsemeyle etrafımda dönesim var. Hep klip olarak canlanıyor şarkılar kafamda. Bunda da farklı milletlerden, değişik şeylerden mutlu olan insanlar canlandı gözümde. Renkleri sıcak ve yoğun bir klip. GD başında şapkası, ayağında kaykayı mutluluk dağıtıyor etrafa. :)

Bunu tekrar tekrar söyleyeceğim ama bütün şarkıları çok beğendim! One of a Kind ve That XX'i de çok beğenmiştim ama bu şarkılar daha iyi gibi geldi şimdi bana. :) Uzunca bir süre bütün VIPler bu şarkıları hiç sıkılmadan dinleyecekmiş gibi gözüküyor. Her şarkı farklı hisleri barındırıyor. Şarkıya duygu verme işinde ustalaşmış liderimiz kesinlikle. Gerçekten bir dahi. Adam müzik için doğmuş ve sonuna kadar hakkını veriyor. İyiki YG'de iyiki BIGBANG'in lideri...

TaeYang'dan da solo bir albüm bekliyorum. O da çok başarılı solo olarak. :)

İçimden geldi: Hepinizi çok seviyorum VIPler!!!!! :D

9 Eylül 2012 Pazar

Hayaller...


Zamanımın bir kısmını hep hayal kurmaya ayıran bir insanım ben. Beynimde görüntü olarak canlanan o kadar çok şey varki... Binbir çeşit dünya dönüyor aklımda ama anlatmaya veya yazmaya gelince sıra bunları, bir türlü beceremiyorum. Pek dikkatli yazmadığımdan birsürü yazım hatası da yapıyorum. İstesem de öğrenemiyorum bir türlü yazım kurallarını. :)

Neyse asıl konumuza döneyim: Hayallerim. Dediğim gibi hep hayal kurarım. Kendimi gelecekte nasıl görüyorum? Yanımdaki insanlar nasıl olmalı? Şöyle bir hayat yaşıyor olsaydım ne durumda olurdum? Ve bunun gibi bir sürü soru...

Yaşamak istediğim hayat ile yaşadığım hayat arasında büyük farklar var. Benden değil ailemden kaynaklanan farklar. Rahat bir yaşamım yok. O yüzden hep özgür olduğum, kendi ayaklarımın üstünde durduğum bir hayatı hayal ederim. Tipik iş kadını figürü vardır ya filmlerde... Sabah yataktan en güzel ve doğal haliyle kalkıp, klasik fakat modern tarzda giyinip ayaklarına da en güzelinden bir topuklu geçirerek fazlasıyla havalı bir şekilde yolda yürümeye başlarlarlar. Yolunun üzerindeki dükkandan mis kokulu kahvesini alır ve çalıştığı yere gider. Herkes ona saygılıdır. İmrenilen bir kadındır işte. Pek arkadaşı yoktur ama kendi ayakları üzerindedir... Elimde değil ne zaman böyle bir kadın figürü görsem kendimi onların yerine koymaktan alamıyorum...

Hayalini kurduğum meslekler hep moda, müzik, dans, dergi vb şeyler. Yani ulaşmam imkansız olan meslekler.  Kendi istediklerimi yapamama konusunda çok dertliyim gerçekten. Çünkü ailem tarafından üzerime kurulan bir baskı var ve istediğim hayatın hayalini kurmakla dahi suçlu konumuna düşüyorum. Gerçekten psikolojik açıdan çok iğrenç bir durum. Kız olduğum için bana hak verilmiyor gibi bir şey. Bunun gibi özel sorunları açmak ne kadar doğru bilmiyorum ama gerçekten dışa vurma, birileriyle paylaşma ihtiyacı hissediyorum fazlasıyla. En azından iki çift teselli edici laf bile günü kurtarmaya yetiyor...

Bunun gibi sıkıntılı hissettiğim anlarda da hayal kuruyorum çoğunlukla. En sevdiğim manzara gece manzarasıdır. Şehrin ışıkları kendimi bildim bileli hep büyülemiştir beni. Zaten gündüz değil gece ayakta olmayı seven bir insanım. Bu yüzden hayallerimin çoğunu gece kurarım. Ve az önce dediğim gibi sıkıntılı olduğum anlarda hep gece manzarasıyla rahatlatırım kendimi.

Hayalini kurduğum şeylerden biri de erkeklik mevzusu. Kesinlikle bir erkek hayranıyım. Bu kadını düşürmek erkeği yüceltmek gibi anlaşılmasın. Sadece erkeklerin yapısına, doğasına nasıl desem güçlerine hayranım. Mesela özgüveni olan, erkeksi yönünü ortaya koyan erkekler çok büyük hayranlık uyandırıyor bende. Herkeste farklıdır bu durum tabiki ama ben erkeklerin koruyucu, kollayıcı, sahiplenici tavırlarını seviyorum. Zorbalık boyutunda değil tabiki. Ve ağlamaları. Kadınların ağlaması çok sıradan yani normal ama bir erkeğin ağlaması çok çok daha özel. Çok sık görülmeyen bir şey olduğu için ilgi çekici geliyor sanırım. :) Konu dışına çıktım biraz kusura bakmayın. ^^

Neyse, hayal kurmak güzel şey fakat bazen çok kaptırınca kendini üzücü de olabiliyor. Yine de vazgeçiyor muyum? Hayır... :)

Hayallerinizin gerçekleşmesi dileğiyle...