18 Aralık 2012 Salı

Ensesindeki Nefes



Dinleyerek okuyun.

---

İki çift çıplak ayak. Birbirine değen ayak bilekleri. Hava aydınlık. Bembeyaz bir perde inmiş sanki odaya. Sırtında bir sıcaklık. Belinde kilitlenmiş eller. Gözleri kapalı. Sadece kaybolup gitmek istiyor bu anda. Nefesleri sakin. Tatlı bir sıcaklık ensesinde. Gözlerini açmaya korkuyor. Ya bozulursa büyüsü?

Omzunda bir karıncalanma hissediyor.Hafif bir dokunuş. Etin ete değdiği an. İki dudak parçası kapanıyor boyun çukurunda. Ensesindeki nefes mutlu. Belindeki eller daha da sıkılaşıyor. ''Bir'' olmak istiyorlar sanki. İki ayrı dudak kıvrımında bir yükseliş. Ensesindeki nefes heyecanlı. Çenesi tam oturuyor boynuna. Yapboz parçası gibi. Hafif bir gıdıklanma hissediyor. Minik bir gülücük çıkıveriyor ağzından. Belindeki elleri kavrıyor. Öyle sıcacıklar ki...

Ensesindeki nefes saçlarına çıkıyor. Saç kokusu. Sevdiğin kişinin o muhteşem kokusu. Kafasını yana çeviriyor. Çenesinde bir kelebek. Kanat çırpışlarını kalbinde hissediyor. Uçtuğunda kelebek, yanağında bir başkası. Öyle içten ki, aklına bile sığdıramıyor. Ensesindeki nefes, bir tutam tutku oluveriyor. Şakağında açan bir çiçek. Hep orada kalsa keşke. Mutluluktan şakakları sızlıyor. Bu nasıl bir his böyle?

Ensesindeki nefes yüzüne vuruyor artık. Tam iki çift parıltı. Dört tane yıldız yerleşmiş gözlerine. Biri olmazsa, diğerleri hiç yok. Kirpikleri değiyor birbirine. Yumuşak. Kıkırdamaya başlıyor birden. Zamanın mutlu bir esiri sadece. İliklerine kadar mutlu o anda. Ensesindeki nefesi içine çekiyor. Gözleri yaşla doluyor birden. Fazla geliyor duygular. Nasıl böyle muhteşem ki?

Hava ciddileşiyor. Birkaç tutam alev var odada. Ensesine, boynuna, çenesine, yanağına ve şakağına serpiştirilmiş ateş parçacıkları. Dayanamayıp gözlerini yumuyor yeniden. Tenler buluşuyor. İki parça et kavrayıveriyor hislerini. Dudakları aynı anda bir sürü hissi yaşıyor. Tüm vücudu titriyor. Ensesindeki nefes kesiliyor. O nefes içinde artık. Boğazından bir yudum kıvılcım geçiyor. O şirin kelebek tekrar konuyor çenesine. Ensesindeki nefes gülümsüyor. Bakışları tonlara söz söylüyor. Sese ihtiyaçları yok.

İki beden uzanıyor yerde. Yastık bir kişi için bile küçük. İki nefesi sığdırıyorlar o yere. Ensesindeki nefes hayaller kuruyor. Küçücük bir ana yüzlerce şey sığdıracak hayaller. Sevmek, sevmek ve sevmek istiyor. Ancak kaşları endişeyle kıvrılıyor. ''Neden mutlu gözükmüyorsun?'' diyor yüzü. Cevap veremiyor ensesindeki nefese. Gözlerini kapatıp, kelebeğin tekrar gelmesini bekliyor. Pes ediyor en sonunda. Açtığında gözlerini, aynı soruyu tekrarlayan bir yüz karşısında. ''Ben bunları hak etmiyorum.'' diyebiliyor sadece. Kırık bir fısıltı halinde çıkıyor sesi. Gözlerine parıltılar doluşuyor. Düşmesine izin vermeden yakalıyor onu ensesindeki nefes. Gülüyor yine. Onu ciddiye almıyor bile. 

Nefes, kelebek oluveriyor. Koluna, alnına, burnuna konuyor bu sefer. Endişeleri kalkıyor. Bu defa nefes o olmak istiyor. Ensesindeki nefesin boynuna gömüyor yüzünü. Güven duygusu başını döndürüyor. Burası ev gibi. Ensesindeki nefes huzurlu. Onunla her şeye hazır şu anda. Yumuyor gözlerini. Boynunda ılık bir rüzgar. Uyumak istiyor öyle. Rüya görmek. Bu dakikaları tekrar tekrar yaşamak. Çıldıracak gibi hissediyor. Alt dudağını ısırıp gülümsüyor bir kez daha. Boynundaki ılık rüzgar yavaşlamış. Ensesindeki nefes uyuyacak şimdi...

---

Bunlar yaşadığım duygular değil. Sadece kafamda birden canlanıverdi bu yazdıklarım. Paylaşmak istedim. :)


6 Aralık 2012 Perşembe

Ben Yalnız Değilim



Ben yalnız değilim ki.

Muhteşem insanlar görebildiğim, harika hikayeler, yazılar okuyabildiğim, geceyi izleyebildiğim gözlerim var. İhtiyacım olduğunda dökebildiğim göz yaşlarına sahibim. Kirpiklerim var beni hiç bırakmayan.

Güzel olan her şeyi duyan kulaklarım var. Harika müzikler, harika sözler, yağmur sesi... Hepsi benim için var. Duyabildiğim her şey!

Çeşit çeşit lezzetleri tadabildiğim bir ağzım var. Beğenin veya beğenmeyin, söylediğimde mutlu olduğum şarkılar. Söylenecek güzel sözler...

Ellerim, ayaklarım ve tam yirmi tane parmağım var. Sarılarak sevdiğim insanlar, güzel yerlere attığım adımlar, dokunabildiğim güzel şeyler var. 

Sevgi dolu bir evim var. Eve her adımımı attığımda beni 'hoşgeldin' diyerek karşılayan annem ve eve her adımını attığında 'hoşgeldin' diyerek karşıladığım babam.

Yumuşak pijamalarım, kat kat yorganlarım, gömüldüğüm yastıklarım. Paçalarımı içine soktuğum çoraplarım. Yerden biraz yüksek, oturunca ayaklarımın yere değmediği bir yatağım var.

Sayısız arkadaşım var. Sayfalarca, kitaplarca, dolaplarca arkadaş. Tek tek sevdiğim, tek tek bildiğim, hayatlarını paylaştığım arkadaşlar.

Uyurken elimin hep çarptığı bir duvar var. Her sabah camın önüne gelen kuşlar. Beni sık sık tırmalayan dünya tatlısı bir kedim. Kahve içtiğim sarı bardağım ve en sevdiğim çay kaşığım var.

Ben kendime sahibim. Beni dinleyen, beni düşünen, beni anlayan, bana destek çıkan bir ben var. Sizin yapamadığınızı yapıp beni seven bir ben. Başımı okşayan, bana sarılan kendim.

Ben hiç yalnız değilim ki. 
Sahip olduğum daha çok şey var...



4 Aralık 2012 Salı

İlk

Her şey bir ilk cümle. İlk kelime, ilk harf, ilk an... Her şeyi başlatan bir ilk cümle. Anında yıkabilen ve anında sizi göklere çıkaran.

İlk cümle değişiyor insana göre. Cümle zahmetine bile girilmeyebiliyor. Değerli kelimeler sarfedilmiyor. Niye söylensin ki zaten.

Bazen ilk kelime yetiyor. Anlatıyor ya da anlatmıyor. Bu değil önemli olan. Kelime bile olamıyor çoğu zaman.

'O' diyor. İlk harf, son harf, her harf. Başka şey düşünemiyor. Kelime, cümle gözünde bir şey ifade etmiyor. 'O' diyor sadece.

İlk cümleden başlıyor. Tepkiler ölçülüyor. İmalı, sakin, doğru veya yalan. İlk cümleden kestirilemiyor da.

İlk kim diyor? Nefret mi sevgi mi? Çıkışına bağlı. İlk kim neyi önemsiyor? Kim olduğuna bağlı.

İlk an. Çoğu zaman gerisini getiriyor. Düşmanımız mı dostumuz mu? Bu hiç bilinmiyor. Ama ilk an, diğer bütün anlara bizi taşıyor.

İlk, her şeyde. İlk olmadan ikinci, beşinci, dokuz yüz altıncı, bin sekseninci olamıyor. Bir ilk, hep bir son da getiriyor. Bir son, bir ilkin başı bazen.

'İlk defa' lı bir cümle kurmak. Üzgün bir 'ilk defa' mutlu bir 'son defa' ya eş değer. Mutlu bir 'ilk defa' nın da 'son defa'sı olmamalı işte. 'Hep defa' da olabiliyor kimi zaman. İyi, kötü bilinmez.

İlk kişi var. Son kişi, sen kişi, ben kişi, hep kişi... Biz kişiler veya hiç kişiler. Olamamışlar, olacaklar, bitmişler ve bitecekler. Kim kişiler, yani kendini bilememişler.

'Her şey bir ilk cümle.' diye başlayıp 'Her şey bir son cümle.' diye bitirmek. Son kelime, son harf, son an...